Hiç bi zaman çok çılgın bir insan olmadım. Olmak da istemem açıkçası. Hani öyle sıkıcı, normal bi insan da olmak istemem. Değilim de. Bi sayı doğrusu düşünün, birden ona kadar bölünmüş. Ben 7 ve 8 arasında arasında yer almak isterim. Güzeldir oralar. Hatta insanların çoğunun da orda yer almak isteyeceği ile ilgili bi teorim de var. Belki yanılıyorumdur. Ama yine de yanıldığımı düşünmüyorum. Çünkü eski dostum Volkan da benim gibi düşünüyordu.
"Bazen standart insanların hayatıma ne kadar etki ettiğini düşündükçe şaşkınlıktan ölüyorum kanka" dedi Volkan. Kafa sallayıp yudumladım çayımı. Doğru söylüyordu. Ama hiç pas vermedim. "Zehra'yı ele alalım" dedi. Anlaşılan konuşacaktı uzunca. Hemen sigaramı yaktım. "Abi kız fiziksel olarak çok standart ya. Hatta kişilik olarak da öyle. Baksana sürekli bi triplerde kız. Tek iyi tarafı eğlenceli olması. Onun dışında çok klişe lan" dedi ses tonunu sonlara doğru arttırırken. Sakinleştirmeye çalıştım. "Hay senin Zehra'na ya" diyerek sorunlarının çözümünde bir katkım olsun istedim, "Düzgün konuş lan" tepkisini alınca da başaramadığımı anladım. "Ya kanka birer çay alsana, konuşalım bu konuyu senle" diyerek hem onun gönlünü yaptım hem de beleş çay fırsatı yarattım kendime. Hemen hoş karşıladı önerimi ve iki çay söyledi. "Abi senin sorunun şu ki çok önemsiyorsun bunları, kızı hayatının merkezine koydun lan. Tabi etkiler hayatını klişelikle ne alakası var bunun" dedim hafif yadırgar bi şekilde. Ben tam konuşurken cümlemin ortasında, elinde tepsisi, tepside 20 kadar çayıyla "Kaç taneydi abi" tonlarında gezinen garson geldi. "İki" deyip teşekkür ettikten sonra "Acaba dediklerimi duydu mu lan" diye düşüncelere daldım. Hiç sevmezdim böyle durumları. Ben orda önemsiz şeyleri hiç kimsenin aklının ermeyeceği çok önemli mevzularmış gibi anlatırken birinin gelip de söylediklerimi duyması beni çok korkuturdu. Sanki adam bütün gün benim dediklerimi eleştirecekmiş gibi hissederdim. Volkan'ın bi şeyler anlatan şeklini görüp daldığım düşüncelerden çıktım. "Öyle işte abi" dedi. Çaktırmamam lazımdı. "Ya öyle tabi de benim de haklı olduğumu kabul etmen lazım" dedim. "Sen de haklısın tabi" dedi. Yırtmıştım. Sevindim hemen. Sigaramdan bi nefes daha aldım, söndürdüm ve çayımı yudumladım. Çay güzeldi. 5. çaydı ne de olsa. Güzel olmasa içmezdim.
İkimizin de haklı noktaları olduğunu anladıktan sonra bi süre sessizliğe gömüldük Volkan'la. Turkcell'in Volkan'ın telefonuna mesaj atması sessizliği bozmuştu. Hemen "Anca Turkcell atar zaten" havalarına girmişti. Ben de utanmadan "Ahaha yazık lan yine Turkcell di mi" diye üstüne gittim. "Turkcell seviyordur belki seni" diye ekledim. Klişeleşmiştim. Ama olsundu. Klişeler bazen iyi olurdu. Benim bu tavırlarımı beğenmemiş olacak ki Volkan "Sana kimse mesaj atmıyor hıyar. Ne laf yapıyon" tarzında bi şeyler geveledi. Savundum kendimi. "En azından benimki çok uç bi insan" dedim. "Ben kuğl, o kuğl zor iş ya " diye de ekledim. "Seninki? Senin kuğl olman?" diyerek güldü. Şerefsiz. "Olm uç insanlardan hayır gelmez" dedi. Gözlerimi faltaşı gibi açıp ona bir kez daha hayranlık duydum. "Aynen kanka en iyisi yedi ile sekiz arasında olmak" dedim. "Ne yedisi ne sekizi lan" diyerek anlamazlıktan geldi. Ben de göz kırpıp hiç bir açıklama yapmadım. Hafif sırıtıp "Salak ya" dedi. Sustum. Sustuk...
Artık kalkmanın vakti gelmişti. Volkan'ı iki değil de dört çay içtiğine ikna etmeye çalıştım. İnanmadı "Hadi lan iki tane içtim ben" dedi. Altından girip üstünden çıkıp üç tane içtiğine inandırdım. Benim içtiğim çaylardan birini de ona ödettim. Bi kaç lira karda ayrıldım. Mutlu bir şekilde.
öeh
Ekim 28, 2010
Nisan 21, 2010
Yürüyüşlü bir gün
Volkan'la yürüyoruz. Karşımıza hiçbir şey çıkmıyor. Birşey çıkana kadar yürümeye devam ediyoruz. Sessizlik hakim. İkimiz de konuşmuyoruz. Yürümeye devam ediyoruz. En sonunda Volkan sessizliği bozuyor ve "Sigaran var mı" diye soruyor. "Var" diyorum, veriyorum. Volkan tatmin olması zor bir arkadaşımız olduğu için yetinmiyor, çakmak da istiyor. Çakmağımı çalacağını düşündüğüm için çakmağı vermeyip, 'centilmenlik' kisvesi altında sigarasını yakıyorum. Volkan teşekkür ediyor. Karşılıklı sigaralarımızı içiyoruz. Uzun uzun yürürken acıkıyoruz ve döner erkmek ile ayran alıyoruz. Dönerler berbat. Büyük ihtimalle dükkandaki farelerden yapılmış. Ben daha fazla dayanamıyorum ve dönerleri çıkarıp sadece ekmeği yiyorum. Volkan ise çıkardığım dönerleri kendi ekmeğine koyuyor. Tatmin olması gerçekten zor. Bunu ona söylüyorum. "Ne aç gözlü bi herifsin sen ya" diyorum. Ağzından düşen döner parçalarıyla birlikte konuşuyor ve "Hadi lan ordan karnım aç işte" diyor. Bir şey demeyip kınayan gözlerle bakıyorum. Bana açgözlü olarak bakıyor. İkimizin de yemekleri bitmiş Yürümeye devam ediyoruz. Volkan dayanamayıp "Ne yaptın?" diye soruyor. Anlamamazlıktan geliyorum. "İkisini öldürdüm, biri kaçtı" diyorum. Hafiften alnındaki damar belirginleşiyor ve "Salak salak konuşma ne yaptın söyledin mi" diyor. "Hayır" diyorum. Sessizlik tekrar ortaya çıkıyor ve biz yürümeye devam ediyoruz.
Volkan yolda bulduğu taşları topluyor. "Salak mısın bıraksana taşları" diyorum, "Benim koleksiyonum bu" diyor. "Merak etme hiçbi kız taş koleksiyonunu görmek için eve gelmez" diyorum. Damarına bastığım için Volkan bana kızıyor ama bir şey demiyor. Pasif agresif tavırlar sergiliyor. Hala yürüyoruz. Volkan'ın pasif agresif tavırları son buluyor ve üstüme gelmeye başlıyor. "Niye söylemiyorsun" diye soruyor. "Gerek yok" diyorum. "Korkaksın" diye aşağılıyor. "Seni ilgilendirmez" diye rest çekiyorum ama Volkan yetinmiyor ve üstüme daha fazla geliyor. "Senden iyice sıkılacak" diyor, ona hak veriyorum. Ama bunu belli etmeyip hiç bir şey söylemiyorum. "Direk söyleme önce biraz konuş normal olarak" diyor, bi şey söylemiyorum. "Gerçi sen bunu yapamazsın, seni 8 yıldır tanıyorum ve aptalın tekisin" diyor. Tip tip bakıyorum. Bu sefer ben pasif agresif tavırlar sergiliyorum. Volkan benim pasif agresif tavırlarımdan güç aldıkça alıyor, sürekli üstüme geliyor. "Birini sevdiğinde böyle yapıyosun sürekli. Ne gerizekalı bi adamsın sen ya" diyor ve taşlardan birini bana fırlatıyor. Taş ayağıma geliyor. Ayağım acıyor. Bağırıyorum. Geçmiyor, küfür ediyorum, yine geçmiyor Tanrı'ya yalvarıyorum. Yine geçmiyor. En sonunda taşı alıp Volkan'a atıyorum. Ayağımın acısı geçiyor.
Konunun kapanmasından mutlu oluyorum. Volkan bunu anlıyor. Mutlu olmamı istemediği için konuyu tekrar açıyor. "Hödüksün olm sen" diyor, "En ince ayrıntısına kadar kızın her bokunu biliyorsun ama nanaysın" diyor. "Kes lan" diyip anasına küfrediyorum. Sinirleniyor. Küfür etmeyip daha da üstüme geliyor. "Ahaha acıyorum sana tek taraflı aşk tam sana göre" diyor. O sırada karşımıza Burçak çıkıyor.
Burçak, Volkan'ın eski sevgilisiydi.
Direk selam veriyor bize. Hal hatır sorup konuşuyoruz. Az önce üstüme üstüme gelen Volkan pısırık bir hale bürünüyor.
Burçak, Volkan'ın en güzel sevgilisiydi.
Burçak'la ayaküstü konuşmamamız gerektiğini söylüyor ve bir kafeye girmemizi öneriyorum. Volkan isteksiz gözleriyle "Niye böyle bi şey söyledin" diyor. Hiç takmıyorum onu ve en sonunda kafeye giriyoruz.
Burçak, Volkan'ın en çok sevdiği sevgilisiydi.
Burçak konuşuyor, biz dinliyoruz. Sevgilisinden bahsediyor. Beni ilgilendirmiyor, Volkan üzüle üzüle dinliyor. Burçak'la sevgilisi çok uzun süredir birlikteler.
Burçak, Volkan'ın en çok kıskandığı sevgilisiydi.
Sıkılıyoruz, ama o konuşmaya devam ediyor. "Hiç arkadaşı yok mu lan bunun" diye düşünüyorum. Dinlemeye devam ediyorum. Anlattıkları mantıksız geliyor. Akşam eve gidince ne yiyeceğimi düşünüyorum.
Burçak, Volkan'ın en gerizekalı sevgilisiydi.
Adam bunu aldatmış, sonra uzun süre yalvarmış. Burçak onu seviyor. Bu yüzden ona geri dönmüş. Ama hala tam olarak mutlu değillermiş. Neden kendisini aldatan birine geri döndüğünü merak ediyorum. Anlatmaya devam ediyor. Çocuğu ailesiyle bile tanıştırmış. Ne gereği var diye düşünüyorum. Hala konuşuyor. Nefes almadan 15 dakika boyunca konuşuyor neredeyse.
Burçak, Volkan'ın en çok konuşan sevgilisiydi.
Çok yorulmuş olacak ki artık susuyor. Biz diyecek birşey bulamıyoruz. Hesabı ödeyip vedalaşıyoruz.
Volkan'la yürümeye devam ediyoruz. Volkan'ın suratı iyice düşmüş."Üzülme lan" diyorum, "Ne üzülücem ya" diye inkar ediyor. "İnkar etme" diyorum, "İnkar etmiyorum" diyor. "Şimdi de inkar ettiğini inkar ediyorsun" diye üstüne gidiyorum. Küfür ediyor. İntikam almanın verdiği muhteşem hazzı yaşıyorum. Yürümeye devam ediyoruz. İkimiz de bitiğiz. Uzun süredir yürüyoruz ve yorgunluktan ölüyoruz. En sonunda tekrar bi yere giriyoruz. Tekrar yemek alıyoruz. Oturuyoruz. Konuşmuyoruz. Sadece yiyoruz. Yemeklerimiz bitiyor. Hala oturuyoruz. En sonunda yanımıza bir kız geliyor. Volkan'ı beğenen bi arkadaşı olduğunu söylüyor. Volkan bana bakıyor, gülüyor. Ben de gülüyorum. Kızın cesaretine hayran kalıyoruz. Volkan kızla tanışıyor, konuşmaya başlıyorlar. Ben yalnız kalıyorum. Volkan için sevinip hesabı ona yaslıyorum. Eve doğru yürümeye başlıyorum. En sonunda eve varıyorum ve yalnız başıma kitap okuyorum.
Volkan yolda bulduğu taşları topluyor. "Salak mısın bıraksana taşları" diyorum, "Benim koleksiyonum bu" diyor. "Merak etme hiçbi kız taş koleksiyonunu görmek için eve gelmez" diyorum. Damarına bastığım için Volkan bana kızıyor ama bir şey demiyor. Pasif agresif tavırlar sergiliyor. Hala yürüyoruz. Volkan'ın pasif agresif tavırları son buluyor ve üstüme gelmeye başlıyor. "Niye söylemiyorsun" diye soruyor. "Gerek yok" diyorum. "Korkaksın" diye aşağılıyor. "Seni ilgilendirmez" diye rest çekiyorum ama Volkan yetinmiyor ve üstüme daha fazla geliyor. "Senden iyice sıkılacak" diyor, ona hak veriyorum. Ama bunu belli etmeyip hiç bir şey söylemiyorum. "Direk söyleme önce biraz konuş normal olarak" diyor, bi şey söylemiyorum. "Gerçi sen bunu yapamazsın, seni 8 yıldır tanıyorum ve aptalın tekisin" diyor. Tip tip bakıyorum. Bu sefer ben pasif agresif tavırlar sergiliyorum. Volkan benim pasif agresif tavırlarımdan güç aldıkça alıyor, sürekli üstüme geliyor. "Birini sevdiğinde böyle yapıyosun sürekli. Ne gerizekalı bi adamsın sen ya" diyor ve taşlardan birini bana fırlatıyor. Taş ayağıma geliyor. Ayağım acıyor. Bağırıyorum. Geçmiyor, küfür ediyorum, yine geçmiyor Tanrı'ya yalvarıyorum. Yine geçmiyor. En sonunda taşı alıp Volkan'a atıyorum. Ayağımın acısı geçiyor.
Konunun kapanmasından mutlu oluyorum. Volkan bunu anlıyor. Mutlu olmamı istemediği için konuyu tekrar açıyor. "Hödüksün olm sen" diyor, "En ince ayrıntısına kadar kızın her bokunu biliyorsun ama nanaysın" diyor. "Kes lan" diyip anasına küfrediyorum. Sinirleniyor. Küfür etmeyip daha da üstüme geliyor. "Ahaha acıyorum sana tek taraflı aşk tam sana göre" diyor. O sırada karşımıza Burçak çıkıyor.
Burçak, Volkan'ın eski sevgilisiydi.
Direk selam veriyor bize. Hal hatır sorup konuşuyoruz. Az önce üstüme üstüme gelen Volkan pısırık bir hale bürünüyor.
Burçak, Volkan'ın en güzel sevgilisiydi.
Burçak'la ayaküstü konuşmamamız gerektiğini söylüyor ve bir kafeye girmemizi öneriyorum. Volkan isteksiz gözleriyle "Niye böyle bi şey söyledin" diyor. Hiç takmıyorum onu ve en sonunda kafeye giriyoruz.
Burçak, Volkan'ın en çok sevdiği sevgilisiydi.
Burçak konuşuyor, biz dinliyoruz. Sevgilisinden bahsediyor. Beni ilgilendirmiyor, Volkan üzüle üzüle dinliyor. Burçak'la sevgilisi çok uzun süredir birlikteler.
Burçak, Volkan'ın en çok kıskandığı sevgilisiydi.
Sıkılıyoruz, ama o konuşmaya devam ediyor. "Hiç arkadaşı yok mu lan bunun" diye düşünüyorum. Dinlemeye devam ediyorum. Anlattıkları mantıksız geliyor. Akşam eve gidince ne yiyeceğimi düşünüyorum.
Burçak, Volkan'ın en gerizekalı sevgilisiydi.
Adam bunu aldatmış, sonra uzun süre yalvarmış. Burçak onu seviyor. Bu yüzden ona geri dönmüş. Ama hala tam olarak mutlu değillermiş. Neden kendisini aldatan birine geri döndüğünü merak ediyorum. Anlatmaya devam ediyor. Çocuğu ailesiyle bile tanıştırmış. Ne gereği var diye düşünüyorum. Hala konuşuyor. Nefes almadan 15 dakika boyunca konuşuyor neredeyse.
Burçak, Volkan'ın en çok konuşan sevgilisiydi.
Çok yorulmuş olacak ki artık susuyor. Biz diyecek birşey bulamıyoruz. Hesabı ödeyip vedalaşıyoruz.
Volkan'la yürümeye devam ediyoruz. Volkan'ın suratı iyice düşmüş."Üzülme lan" diyorum, "Ne üzülücem ya" diye inkar ediyor. "İnkar etme" diyorum, "İnkar etmiyorum" diyor. "Şimdi de inkar ettiğini inkar ediyorsun" diye üstüne gidiyorum. Küfür ediyor. İntikam almanın verdiği muhteşem hazzı yaşıyorum. Yürümeye devam ediyoruz. İkimiz de bitiğiz. Uzun süredir yürüyoruz ve yorgunluktan ölüyoruz. En sonunda tekrar bi yere giriyoruz. Tekrar yemek alıyoruz. Oturuyoruz. Konuşmuyoruz. Sadece yiyoruz. Yemeklerimiz bitiyor. Hala oturuyoruz. En sonunda yanımıza bir kız geliyor. Volkan'ı beğenen bi arkadaşı olduğunu söylüyor. Volkan bana bakıyor, gülüyor. Ben de gülüyorum. Kızın cesaretine hayran kalıyoruz. Volkan kızla tanışıyor, konuşmaya başlıyorlar. Ben yalnız kalıyorum. Volkan için sevinip hesabı ona yaslıyorum. Eve doğru yürümeye başlıyorum. En sonunda eve varıyorum ve yalnız başıma kitap okuyorum.
Nisan 01, 2010
Ben olmak kötü bir şey
Uzun zaman sonra kendimi kendim gibi hissediyordum. Toplumun üzerimde kurduğu baskılardan arınmış, kabul görme korkusu olmadan tamamen kendimdim. Rol yok, maskeler yok, saf ve temiz unpatriotic bastard... Yerde uzanmış bir şekilde, yanımda bitmiş 2.5 litre kola şişesi, büyük boy pizza kutusu, ve yine bitmiş en büyük boy doritos taco ve göbeğimde her zamankinden büyük fazlalık... İşte tamamiyle ben. Obur, açgözlü, hiçbir işe yaramayan, kimse tarafından sevilmeyen, gereksiz bir kişilik. Mutluluğun tanımı. Sorumsuzluğun verdiği hazzı derinden hissediyordum. Gerçekten o haz duygusundan mı yoksa yiyip içtiğim sağlıksız şeylerden mi bilmiyorum ama "ıııhhh", "ahhhh" gibi orgazmik sesler çıkartıyordum. Ve yine emin olamadığım bir sebepten yanımızda oturan insanların duvara vuruşlarını dinliyordum. Bir süre böyle devam ettim. Aslında bir noktadan sonra ayağa kalkıp hayatıma devam etmeyi düşünüyordum ama bunu yapabilmeyi epey erteledim çünkü kendimde o gücü bulamıyordum. Nihayet yarım saat sonra ayağa kalktım ve mutfağa yöneldim. Buzluktaki dondurmamı çıkardım ve keyifle yedim. Ne büyük bir zevkti... Sonunda tekrar toplumda üstlendiğim role büründüm ve spor yaptım.
Yaklaşık 10 dakikalık spor beni çok yormuştu. Hemen yatağıma girip bir iki saat kestirdim. Uyandım, 10 dakika daha spor yaptım, tekrar yoruldum. Yorgunluğumu alması için bu sefer duşa girdim. Uzun süre duşta vakit geçirdikten sonra bilgisayarımın başına oturdum. Kişiliğimin asosyal tarafının etkin olduğu günlerdendi. O yüzden bilgisayar başındayken zevk alıyordum. Msn'de kimse yoktu, facebook'a girdim. Arkadaşım Meltem'in eski bir fotoğrafını gördüm. Baktım, güzeldi. Yorumları okumaya başladım. Toplam 6 yorum vardı ve hepsi de Meltem'indi. Birinde "Ahah sağol" diyordu, birinde "Ben de seni özledim" diyordu, bir başkasında "Buluşalım tabi" diyordu. Çok şaşırdım. "AMAN TANRIM! MELTEM ŞİZOFRENMİŞ" tepkisini yapıştırdım direk. Gerçekten inanamıyordum. Üzüldüm. Meltem iyi bir kızdı.
O sırada msn'de Onur çevrimiçi oldu. Hemen öğrendiğim yeni haberi ona aktardım. Meltem'in şizofren olması onu da şaşırtmıştı anlaşılan. "Ne diyon amk sen" dedi, "Olm şizo şizo anlasana" dedim. "Ne alaka lan" diye sordu merakla. Anlattım. Her şeyi en ince ayrıntısıyla anlattım Onur'a. Sonunda "Olm o fotoğrafı biliyorum ben. Ona yorumları ben yapmıştım. Sonra hesabı kapattım o yüzden yorumlarda gitmiştir" dedi. Garipsedim. Olamazdı. Meltem şizofrendi. Sonra şok etkisi geçti ve bunun mantıklı olduğuna kanaat getirdim. Kendime güldüm. Onur'da bana güldü. Ben kendime gülerken sorun olmamıştı ama Onur'un bana gülmesi sinirimi bozmuştu. Hemen engelledim. Sonra gönlüm el vermedi. Kaldırdım engelini, küfrettim ve çevrimdışı oldum.
O günkü bütün gizemler çözülmüştü işte. İçimde bir rahatlık oluştu. Tam o rahatlık içinde yatağıma uzanmışken telefonuma mesaj geldi. Baktım. Dışarı çağırıyorlardı. "Hah"ladım. Toplum içine çıkıp rol yapmayacaktım. Geğirdim ve duvarlara vurmaya başladım. Komşularımla uyumlu bir şekilde vuruştuk. Ortaya güzel bir müzik çıktı. Sonra komşuma küfrettim ve duymamasını ümit ettim.
Yaklaşık 10 dakikalık spor beni çok yormuştu. Hemen yatağıma girip bir iki saat kestirdim. Uyandım, 10 dakika daha spor yaptım, tekrar yoruldum. Yorgunluğumu alması için bu sefer duşa girdim. Uzun süre duşta vakit geçirdikten sonra bilgisayarımın başına oturdum. Kişiliğimin asosyal tarafının etkin olduğu günlerdendi. O yüzden bilgisayar başındayken zevk alıyordum. Msn'de kimse yoktu, facebook'a girdim. Arkadaşım Meltem'in eski bir fotoğrafını gördüm. Baktım, güzeldi. Yorumları okumaya başladım. Toplam 6 yorum vardı ve hepsi de Meltem'indi. Birinde "Ahah sağol" diyordu, birinde "Ben de seni özledim" diyordu, bir başkasında "Buluşalım tabi" diyordu. Çok şaşırdım. "AMAN TANRIM! MELTEM ŞİZOFRENMİŞ" tepkisini yapıştırdım direk. Gerçekten inanamıyordum. Üzüldüm. Meltem iyi bir kızdı.
O sırada msn'de Onur çevrimiçi oldu. Hemen öğrendiğim yeni haberi ona aktardım. Meltem'in şizofren olması onu da şaşırtmıştı anlaşılan. "Ne diyon amk sen" dedi, "Olm şizo şizo anlasana" dedim. "Ne alaka lan" diye sordu merakla. Anlattım. Her şeyi en ince ayrıntısıyla anlattım Onur'a. Sonunda "Olm o fotoğrafı biliyorum ben. Ona yorumları ben yapmıştım. Sonra hesabı kapattım o yüzden yorumlarda gitmiştir" dedi. Garipsedim. Olamazdı. Meltem şizofrendi. Sonra şok etkisi geçti ve bunun mantıklı olduğuna kanaat getirdim. Kendime güldüm. Onur'da bana güldü. Ben kendime gülerken sorun olmamıştı ama Onur'un bana gülmesi sinirimi bozmuştu. Hemen engelledim. Sonra gönlüm el vermedi. Kaldırdım engelini, küfrettim ve çevrimdışı oldum.
O günkü bütün gizemler çözülmüştü işte. İçimde bir rahatlık oluştu. Tam o rahatlık içinde yatağıma uzanmışken telefonuma mesaj geldi. Baktım. Dışarı çağırıyorlardı. "Hah"ladım. Toplum içine çıkıp rol yapmayacaktım. Geğirdim ve duvarlara vurmaya başladım. Komşularımla uyumlu bir şekilde vuruştuk. Ortaya güzel bir müzik çıktı. Sonra komşuma küfrettim ve duymamasını ümit ettim.
Mart 24, 2010
Eski günlerin düşündürdükleri
Hüzünlü ve yorgun bir geceydi. Pencereden dışarı baktım. Havada resmen keder vardı. Depresyona iten garip bir atmosfer. O atmosferden etkilenerek şiir yazmaya karar verdim. Kağıt kalem alıp masaya oturdum ama yazmayı başaramadım. Ortaya garip üç beş kelime çıktı. Hemen pes ettim tabi. Gidip bilgisayarımı açtım. Şiir yazmayı başaramamış şairane kişiliğimi tatmin etmek için de kahve içiyordum. Çok sıkılmıştım. Oyalanacak bir şeyler aradım. Aklıma facebook'tan eski sevgililerimin hayatlarına bakmak geldi. Kimisi beni silmişti, kimisi hiç dokunmamıştı. Hepsinin yanlarında yeni sevgilileriyle çekilmiş fotoğraflarıyla, ilişki durumlarının "ilişkisi var" olması beni garip duygulara yönlendirdi. Kimisi için üzüldüm, kimisi için hiçbir şey hissetmedim. Eski anılarım aklıma geldi. Hoş anılardı. Sonra niye benle çıktıklarını düşündüm. Ne salaklardı lan onlar. Yakışıklı değildim, komik değildim, yırtıcı, atılgan, serseri bir kişiliğim yoktu, kendi halinde, öküz gibi biriydim. "Benle çıkan biri için niye üzüleyim ki" diye düşündüm. Haklıydım da. Sonra onlarla ilgili olan hüznüm gitti. Onun yerine odun gibi kalmamın verdiği hüzün geldi. Sonra o da geçti. Garipti. Hüzünlenip hüzünlenip normale dönüyordum. "Hmm" dedim ve kahvemden bir yudum almak için bardağıma yöneldim.
Kahve içmek için bardağıma yönelmiştim ama içmeyi başaramadım. Bardağı, ağzımı ıskalayıp çeneme götürdüm, sonrasında ise fiziksel kanunlar yüzünden kahve üzerime döküldü. Sinirlendim, sonra da salaklığıma güldüm. En sonunda ise monitörde duran eski sevgilime "Al işte gerizekalı. Sen böyle biriyle bi ilişki yaşadın. Aferin" diye bağırdım. Tepki vermedi. Çok doğaldı çünkü o canlı değildi. Bilgisayarla konuştuğumu fark ettim. Benim için bir değişiklik zamanıydı. Yeni biriyle tanışıp çılgınlar gibi, deliler gibi, unutulmayacak efsane bir ilişki yaşayacaktım. Fikir çok basit ve sadeydi ama benim kişiliğime hiç uygun değildi. Yine de sınırları zorlamam gerekiyordu. Bunun için Sercan'ı ekürim olarak belirleyip sosyal ortamlara gittik.
Başlarda çok heyecanlıydım ama sonrasında heyecanım geçmişti. Çünkü bu gece biriyle tanışamayacağımı anlamıştım. Oturup gelen geçeni kestim ben de. Çok iyi ve istikrarlı şekillerde kesebilirdim. 2 yıldır kestiğim kızı düşündüm. Hüzünlendim. Sonra içimden "Kesiyorum kesiyorum bıçağım köreldi be" diyerek kendimi neşelendirmeye çalıştım. Olmadı. Daha da kötüleştim. O espriyle ne neşelenmesi bekliyorsam artık... Yanımda duran Sercan'la konuşmaya başladım. Biz böyle konuşa konuşa oturup sosyal bi görüntü oluşturduğumuzdan olsa gerek hiçbir şey olmadı. "Eğer konuşmak yerine kavga etseydik bi şey olurdu" diye düşündüm. Herşey çok mantıksızdı. Ordan kaçıp evime döndüm.
Tekrar bilgisayarımı açtım. Yine yapacak bir şey yoktu. Kendimi meşgul etmem gerekiyordu. "Bu sefer eski sevgililerimin yeni sevgililerinin hayatlarına bakayım" diye içimden geçirdim. Çok karmaşık bir cümle kurduğumdan olacak ki hiçbir şey anlamadım. Sonra cümleyi "Bu sefer eski sevgililerimin şu anki sevgililerini inceleyim" diye basite indirgedim ve her şeyi anladım. Bu düşüncemi pratiğe döktüm. Çoğu mükemmele yakın gibi duruyordu. Sonra " Cidden bu kızlar bende ne buldular lan" diye düşündüm, cevap bulamadım. Geğirdim ve kendimden iğrendim. İşte ben böyleydim. Bütün kötü özellikler bendeydi. Yine hüzünlendim. Hüzünlü bi yazı yazmaya çalıştım. Olmadı, ortaya bu çıktı. Sonra gittim kahve içip televizyon izledim.
Kahve içmek için bardağıma yönelmiştim ama içmeyi başaramadım. Bardağı, ağzımı ıskalayıp çeneme götürdüm, sonrasında ise fiziksel kanunlar yüzünden kahve üzerime döküldü. Sinirlendim, sonra da salaklığıma güldüm. En sonunda ise monitörde duran eski sevgilime "Al işte gerizekalı. Sen böyle biriyle bi ilişki yaşadın. Aferin" diye bağırdım. Tepki vermedi. Çok doğaldı çünkü o canlı değildi. Bilgisayarla konuştuğumu fark ettim. Benim için bir değişiklik zamanıydı. Yeni biriyle tanışıp çılgınlar gibi, deliler gibi, unutulmayacak efsane bir ilişki yaşayacaktım. Fikir çok basit ve sadeydi ama benim kişiliğime hiç uygun değildi. Yine de sınırları zorlamam gerekiyordu. Bunun için Sercan'ı ekürim olarak belirleyip sosyal ortamlara gittik.
Başlarda çok heyecanlıydım ama sonrasında heyecanım geçmişti. Çünkü bu gece biriyle tanışamayacağımı anlamıştım. Oturup gelen geçeni kestim ben de. Çok iyi ve istikrarlı şekillerde kesebilirdim. 2 yıldır kestiğim kızı düşündüm. Hüzünlendim. Sonra içimden "Kesiyorum kesiyorum bıçağım köreldi be" diyerek kendimi neşelendirmeye çalıştım. Olmadı. Daha da kötüleştim. O espriyle ne neşelenmesi bekliyorsam artık... Yanımda duran Sercan'la konuşmaya başladım. Biz böyle konuşa konuşa oturup sosyal bi görüntü oluşturduğumuzdan olsa gerek hiçbir şey olmadı. "Eğer konuşmak yerine kavga etseydik bi şey olurdu" diye düşündüm. Herşey çok mantıksızdı. Ordan kaçıp evime döndüm.
Tekrar bilgisayarımı açtım. Yine yapacak bir şey yoktu. Kendimi meşgul etmem gerekiyordu. "Bu sefer eski sevgililerimin yeni sevgililerinin hayatlarına bakayım" diye içimden geçirdim. Çok karmaşık bir cümle kurduğumdan olacak ki hiçbir şey anlamadım. Sonra cümleyi "Bu sefer eski sevgililerimin şu anki sevgililerini inceleyim" diye basite indirgedim ve her şeyi anladım. Bu düşüncemi pratiğe döktüm. Çoğu mükemmele yakın gibi duruyordu. Sonra " Cidden bu kızlar bende ne buldular lan" diye düşündüm, cevap bulamadım. Geğirdim ve kendimden iğrendim. İşte ben böyleydim. Bütün kötü özellikler bendeydi. Yine hüzünlendim. Hüzünlü bi yazı yazmaya çalıştım. Olmadı, ortaya bu çıktı. Sonra gittim kahve içip televizyon izledim.
Şubat 21, 2010
Üç kişi bir olay
Kapıdan içeriye sessiz sakin girdi. Bir süre garip bir şekilde baktıktan sonra da gülerek çekti gitti. Başlarda anlam veremedim ama sonradan beni ezmemesi için anlamış numarası yaptım. Ama aslında anlamamıştım tabi. Bu sefer ben onun yanına gittim. Sessizce karşısına oturdum "Ne yapmaya çalışıyorsun sen?" diyerek aklımdaki sorulara bi cevap aradım. Baktı bana. Ben de ona baktım. Biz bir süre böyle bakıştıktan sonra içeriye Burak girdi. O da bizden etkilenmiş olacak ki sessizce bir köşeye oturdu ve bize bakmaya başladı. Sırayla birbirimize baktık. Ben önce Burak'a, sonra Onur'a baktım. Sonra zekamdan şüphe ettiğim için de kendime baktım ama yine de bozuntuya vermemeye çalıştım. Uzunca bir zaman birbirimize böyle anlamsız bir şekilde baktık. Sonra ben dudağımı yamultup gözlerimi açarak baktım ve aptal gibi göründüm. Ardından da Burak gözlerini şaşı yapıp, dudaklarını yok ederek baktı ve gerizekalı gibi göründü. Ama Onur hiç istifini bozmadan anlamsız bir şekilde bakmaya devam etti. Onur'un moralinin bozuk olabileceği fikrine kapılarak "Neyin var abi senin" diye endişeli bir soru sordum. Bir süre sessiz kaldı ama sonradan sıkılmış olacak ki "Abi aşka olan inancımı kaybettim" diyerek derdini bize anlatmaya başladı. Burak "Ben hiç inanmamıştım zaten" diyerek Onur'a destek çıktı ama ben "Abi vardır arayalım soralım" diyerek inançlı kişiliğimi gözler önüne serdim. Bu inançlı kişiliğim Onur'un sinirlerini daha da bozmuş olacak ki çok sert bir şekilde konuşmaya başladı. Çok konuştuğu için bizi direk etkisi altına almış, ortamın bir numarası haline gelmişti. Bu devirde sevmemen gerektiğini, sevgi aşk gibi şeylerin olmadığını, 4S diye bir şeyin gerçekten var olduğunu anlattı. "Abi ne diyorsun sen çok büyük aşklar da var" diyerek görüşlerimi savunmaya çalıştım, kendi çevremizden örnekler vererek de anlatımımı güçlendirdim. Ama buna rağmen Onur'un fikrini değiştiremedim. Bir süre sonra iyice sinirlendik ve cümlelerimiz sadece "Var lan", "Yok lan" haline geldi. Sonra sıkılıp kendi odama döndüm.
Çok uykusuzdum. Moralim de bozuktu ve depresyona girmeme çok az kalmıştı. Yetmezmiş gibi de terliğimi bulamıyordum. Terliğimi bulmak amacıyla unpatriotic bastard'ın odasına gittim. Sessiz bir şekilde oturuyordu. Tam "Terliğimi gördün mü læ" diye soracaktım ki pijamasındaki deliği farkettim. Ne diyeceğimi unutarak kahkahalarla kendi odama döndüm. Terliğimi arama çalışmaları sonuç vermeyince yatağıma uzandım. Ben uzanmış bir şekilde düşüncelerle boğuşurken unpatriotic bastard içeriye girdi, karşıma oturdu ve neden olduğunu anlamadığım bir şekilde "Ne yapmaya çalışıyorsun sen?" diye saçma bir soru sordu. Neden böyle bir şey sorduğunu anlamadığım için geriye doğru bakıp ona neler yaptığımı düşündüm. Hiç bir kötülük yapmamıştım. Uzun bir süre düşünmüş olacağım ki ne düşündüğümü unuttum. Bu yüzden de soruya cevap veremedim. Sonra içeriye Burak girdi. Sessizce bir köşeye oturdu ve bize bakmaya başladı. Herkes birbirine bakıyordu. Hiçbir anlam veremedim. Derken unpatriotic bastard kendine baktı. "Acaba pijamasındaki deliği mi farketti" diye düşündüm ama tam olarak anlayamadım. Sonradan garip bir surat ifadesine büründü. Burak'da ondan etkilenmiş olacak ki daha da garip bir surat ifadesine büründü. Tam "Kimlerle arkadaşlık ediyorum ben ya" diye pişmanlığa düşmüştüm ki "Neyin var abi senin" diye bir soruyla karşılaştım. Moralim bozuk olduğu için konuşmak bana iyi gelecekti. "Abi aşka olan inancımı kaybettim" diyerek derdimi anlatmaya başladım. Burak'da hemen benim safıma atlamıştı. Onunla her yönden anlaştığımızı, çok yakın bir dostum olduğunu düşündüm. Sonra vazgeçtim "Kesin bir şey isteyecek" kanısına vardım. unpatriotic bastard Burak'ın aksine "Abi vardır arayalım soralım" dedi. Galiba espri yapmıştı. Bu kadar da kötü espri olmaması gerektiğini düşündüğüm için sinirlendim ama yine de görüşlerimi anlatmaya devam ettim. Bir süre sonra unpatriotic bastard çok güzel örnekler verdi. Ama ben kendime yediremediğim için olayı "Var lan", "Yok lan" a çektim. Sonra sıkılıp odasına döndü.
Lanet olsun yine akşamdan kalmaydım ve başım çok kötü ağrıyordu. Diğer odalardan ise kahkaha sesleri geliyordu ve başımı çok daha kötü ağrıtıyordu. Sinirlenmiştim. Bu yüzden onları uyarma amacıyla Onur'un odasına gittim. Onur yatağına uzanmıştı karşısında ise unpatritic bastard vardı. Bakışıyorlardı. Kıskandım. Bütün ilginin odak noktası ben olmalıydım. Bu yüzden ben de bir köşeye geçip bakmaya başladım. Sırayla hepsine bakarak ilgiyi üzerimde toplamaya çalışıyordum. Ara sıra bana bakıyorlardı ama sonra da bakışlarını kaçırıyorlardı. Bir süre sonra unpatriotic bastard kendine baktı. Narsist herif kendini ne kadar da çok beğeniyor, değer veriyordu. Uzun bir süre bu akış devam etti. Unpatriotic bastard bu akıştan çok sıkılmış olacaktı ki suratını garip bir hale getirerek yine bütün ilgiyi kendisinde topladı. Şerefsiz herif bunu nasıl başarıyordu. Artık iyice gaza gelmiştim. Başımın ağrısını unutup bürünebileceğim en kötü surat ifadesine büründüm. Onur bize baktı. Lanet olsun çok cool biriydi o da. Sonra unpatriotic bastard Onur'a "Neyin var abi senin" diye bir soru yöneltti. Onur bir süre sükunetini koruduktan sonra "Abi aşka olan inancımı kaybettim" diyerek derdini bize anlatmaya başladı. Akşama sevgilimin yanına gitmeliydim ama param yoktu. Bu yüzden birinden borç istemeliydim. Eğer Onur'un suyuna gidersem bana borç para verir diye düşünerek "Ben hiç inanmamıştım zaten" dedim. Hiç bir olumlu tepki alamadım. Lanet olsun başım yine çok ağrımaya başlamıştı. Ağrı kesici almak amacıyla odadan çıktım. Çıkarken de kapıyı çarptım ama kimse farkına varmadı. İyice ezik ve unutulan biri olmuştum aralarında. Üzüldüm. Kimse beni takmıyordu. Bir süre kendi odamda takıldıktan sonra borç para istemek için Onur'un yanına gittim. Vermedi. Hüzne boğuldum.
Çok uykusuzdum. Moralim de bozuktu ve depresyona girmeme çok az kalmıştı. Yetmezmiş gibi de terliğimi bulamıyordum. Terliğimi bulmak amacıyla unpatriotic bastard'ın odasına gittim. Sessiz bir şekilde oturuyordu. Tam "Terliğimi gördün mü læ" diye soracaktım ki pijamasındaki deliği farkettim. Ne diyeceğimi unutarak kahkahalarla kendi odama döndüm. Terliğimi arama çalışmaları sonuç vermeyince yatağıma uzandım. Ben uzanmış bir şekilde düşüncelerle boğuşurken unpatriotic bastard içeriye girdi, karşıma oturdu ve neden olduğunu anlamadığım bir şekilde "Ne yapmaya çalışıyorsun sen?" diye saçma bir soru sordu. Neden böyle bir şey sorduğunu anlamadığım için geriye doğru bakıp ona neler yaptığımı düşündüm. Hiç bir kötülük yapmamıştım. Uzun bir süre düşünmüş olacağım ki ne düşündüğümü unuttum. Bu yüzden de soruya cevap veremedim. Sonra içeriye Burak girdi. Sessizce bir köşeye oturdu ve bize bakmaya başladı. Herkes birbirine bakıyordu. Hiçbir anlam veremedim. Derken unpatriotic bastard kendine baktı. "Acaba pijamasındaki deliği mi farketti" diye düşündüm ama tam olarak anlayamadım. Sonradan garip bir surat ifadesine büründü. Burak'da ondan etkilenmiş olacak ki daha da garip bir surat ifadesine büründü. Tam "Kimlerle arkadaşlık ediyorum ben ya" diye pişmanlığa düşmüştüm ki "Neyin var abi senin" diye bir soruyla karşılaştım. Moralim bozuk olduğu için konuşmak bana iyi gelecekti. "Abi aşka olan inancımı kaybettim" diyerek derdimi anlatmaya başladım. Burak'da hemen benim safıma atlamıştı. Onunla her yönden anlaştığımızı, çok yakın bir dostum olduğunu düşündüm. Sonra vazgeçtim "Kesin bir şey isteyecek" kanısına vardım. unpatriotic bastard Burak'ın aksine "Abi vardır arayalım soralım" dedi. Galiba espri yapmıştı. Bu kadar da kötü espri olmaması gerektiğini düşündüğüm için sinirlendim ama yine de görüşlerimi anlatmaya devam ettim. Bir süre sonra unpatriotic bastard çok güzel örnekler verdi. Ama ben kendime yediremediğim için olayı "Var lan", "Yok lan" a çektim. Sonra sıkılıp odasına döndü.
Lanet olsun yine akşamdan kalmaydım ve başım çok kötü ağrıyordu. Diğer odalardan ise kahkaha sesleri geliyordu ve başımı çok daha kötü ağrıtıyordu. Sinirlenmiştim. Bu yüzden onları uyarma amacıyla Onur'un odasına gittim. Onur yatağına uzanmıştı karşısında ise unpatritic bastard vardı. Bakışıyorlardı. Kıskandım. Bütün ilginin odak noktası ben olmalıydım. Bu yüzden ben de bir köşeye geçip bakmaya başladım. Sırayla hepsine bakarak ilgiyi üzerimde toplamaya çalışıyordum. Ara sıra bana bakıyorlardı ama sonra da bakışlarını kaçırıyorlardı. Bir süre sonra unpatriotic bastard kendine baktı. Narsist herif kendini ne kadar da çok beğeniyor, değer veriyordu. Uzun bir süre bu akış devam etti. Unpatriotic bastard bu akıştan çok sıkılmış olacaktı ki suratını garip bir hale getirerek yine bütün ilgiyi kendisinde topladı. Şerefsiz herif bunu nasıl başarıyordu. Artık iyice gaza gelmiştim. Başımın ağrısını unutup bürünebileceğim en kötü surat ifadesine büründüm. Onur bize baktı. Lanet olsun çok cool biriydi o da. Sonra unpatriotic bastard Onur'a "Neyin var abi senin" diye bir soru yöneltti. Onur bir süre sükunetini koruduktan sonra "Abi aşka olan inancımı kaybettim" diyerek derdini bize anlatmaya başladı. Akşama sevgilimin yanına gitmeliydim ama param yoktu. Bu yüzden birinden borç istemeliydim. Eğer Onur'un suyuna gidersem bana borç para verir diye düşünerek "Ben hiç inanmamıştım zaten" dedim. Hiç bir olumlu tepki alamadım. Lanet olsun başım yine çok ağrımaya başlamıştı. Ağrı kesici almak amacıyla odadan çıktım. Çıkarken de kapıyı çarptım ama kimse farkına varmadı. İyice ezik ve unutulan biri olmuştum aralarında. Üzüldüm. Kimse beni takmıyordu. Bir süre kendi odamda takıldıktan sonra borç para istemek için Onur'un yanına gittim. Vermedi. Hüzne boğuldum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)