<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-5165993630794097272</id><updated>2012-02-16T21:24:41.589+02:00</updated><title type='text'>öeh</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://reincarnationofthewickerman.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5165993630794097272/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://reincarnationofthewickerman.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>unpatriotic bastard</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03150743415490472874</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>11</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5165993630794097272.post-6844635644574382216</id><published>2010-10-28T11:20:00.004+03:00</published><updated>2010-10-28T12:10:18.706+03:00</updated><title type='text'>standart insanlar</title><content type='html'>Hiç bi zaman çok çılgın bir insan olmadım. Olmak da istemem açıkçası. Hani öyle sıkıcı, normal bi insan da olmak istemem. Değilim de. Bi sayı doğrusu düşünün, birden ona kadar bölünmüş. Ben 7 ve 8 arasında arasında yer almak isterim. Güzeldir oralar. Hatta insanların çoğunun da orda yer almak isteyeceği ile ilgili bi teorim de var. Belki yanılıyorumdur. Ama yine de yanıldığımı düşünmüyorum. Çünkü eski dostum Volkan da benim gibi düşünüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bazen standart insanların hayatıma ne kadar etki ettiğini düşündükçe şaşkınlıktan ölüyorum kanka" dedi Volkan. Kafa sallayıp yudumladım çayımı. Doğru söylüyordu. Ama hiç pas vermedim. "Zehra'yı ele alalım" dedi. Anlaşılan konuşacaktı uzunca. Hemen sigaramı yaktım. "Abi kız fiziksel olarak çok standart ya. Hatta kişilik olarak da öyle. Baksana sürekli bi triplerde kız. Tek iyi tarafı eğlenceli olması. Onun dışında çok klişe lan" dedi ses tonunu sonlara doğru arttırırken. Sakinleştirmeye çalıştım. "Hay senin Zehra'na ya" diyerek sorunlarının çözümünde bir katkım olsun istedim, "Düzgün konuş lan" tepkisini alınca da başaramadığımı anladım. "Ya kanka birer çay alsana, konuşalım bu konuyu senle" diyerek hem onun gönlünü yaptım hem de beleş çay fırsatı yarattım kendime. Hemen hoş karşıladı önerimi ve iki çay söyledi. "Abi senin sorunun şu ki çok önemsiyorsun bunları, kızı hayatının merkezine koydun lan. Tabi etkiler hayatını klişelikle ne alakası var bunun" dedim hafif yadırgar bi şekilde. Ben tam konuşurken cümlemin ortasında, elinde tepsisi, tepside 20 kadar çayıyla "Kaç taneydi abi" tonlarında gezinen garson geldi. "İki" deyip teşekkür ettikten sonra "Acaba dediklerimi duydu mu lan" diye düşüncelere daldım. Hiç sevmezdim böyle durumları. Ben orda önemsiz şeyleri hiç kimsenin aklının ermeyeceği çok önemli mevzularmış gibi anlatırken birinin gelip de söylediklerimi duyması beni çok korkuturdu. Sanki adam bütün gün benim dediklerimi eleştirecekmiş gibi hissederdim. Volkan'ın bi şeyler anlatan şeklini görüp daldığım düşüncelerden çıktım. "Öyle işte abi" dedi. Çaktırmamam lazımdı. "Ya öyle tabi de benim de haklı olduğumu kabul etmen lazım" dedim. "Sen de haklısın tabi" dedi. Yırtmıştım. Sevindim hemen. Sigaramdan bi nefes daha aldım, söndürdüm ve çayımı yudumladım. Çay güzeldi. 5. çaydı ne de olsa. Güzel olmasa içmezdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkimizin de haklı noktaları olduğunu anladıktan sonra bi süre sessizliğe gömüldük Volkan'la. Turkcell'in Volkan'ın telefonuna mesaj atması sessizliği bozmuştu. Hemen "Anca Turkcell atar zaten" havalarına girmişti. Ben de utanmadan "Ahaha yazık lan yine Turkcell di mi" diye üstüne gittim. "Turkcell seviyordur belki seni" diye ekledim. Klişeleşmiştim. Ama olsundu. Klişeler bazen iyi olurdu. Benim bu tavırlarımı beğenmemiş olacak ki Volkan "Sana kimse mesaj atmıyor hıyar. Ne laf yapıyon" tarzında bi şeyler geveledi. Savundum kendimi. "En azından benimki çok uç bi insan" dedim. "Ben kuğl, o kuğl zor iş ya " diye de ekledim. "Seninki? Senin kuğl olman?" diyerek güldü. Şerefsiz. "Olm uç insanlardan hayır gelmez" dedi. Gözlerimi faltaşı gibi açıp ona bir kez daha hayranlık duydum. "Aynen kanka en iyisi yedi ile sekiz arasında olmak" dedim. "Ne yedisi ne sekizi lan" diyerek anlamazlıktan geldi. Ben de göz kırpıp hiç bir açıklama yapmadım. Hafif sırıtıp "Salak ya" dedi. Sustum. Sustuk... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık kalkmanın vakti gelmişti. Volkan'ı iki değil de dört çay içtiğine ikna etmeye çalıştım. İnanmadı "Hadi lan iki tane içtim ben" dedi. Altından girip üstünden çıkıp üç tane içtiğine inandırdım. Benim içtiğim çaylardan birini de ona ödettim. Bi kaç lira karda ayrıldım. Mutlu bir şekilde.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5165993630794097272-6844635644574382216?l=reincarnationofthewickerman.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://reincarnationofthewickerman.blogspot.com/feeds/6844635644574382216/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5165993630794097272&amp;postID=6844635644574382216&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5165993630794097272/posts/default/6844635644574382216'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5165993630794097272/posts/default/6844635644574382216'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://reincarnationofthewickerman.blogspot.com/2010/10/standart-insanlar.html' title='standart insanlar'/><author><name>unpatriotic bastard</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03150743415490472874</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5165993630794097272.post-4971187414135647451</id><published>2010-04-21T18:32:00.001+03:00</published><updated>2010-04-21T18:37:52.790+03:00</updated><title type='text'>Yürüyüşlü bir gün</title><content type='html'>Volkan'la yürüyoruz. Karşımıza hiçbir şey çıkmıyor. Birşey çıkana kadar yürümeye devam ediyoruz. Sessizlik hakim. İkimiz de konuşmuyoruz. Yürümeye devam ediyoruz. En sonunda Volkan sessizliği bozuyor ve "Sigaran var mı" diye soruyor. "Var" diyorum, veriyorum. Volkan tatmin olması zor bir arkadaşımız olduğu için yetinmiyor, çakmak da istiyor. Çakmağımı çalacağını düşündüğüm için çakmağı vermeyip, 'centilmenlik' kisvesi altında sigarasını yakıyorum. Volkan teşekkür ediyor. Karşılıklı sigaralarımızı içiyoruz. Uzun uzun yürürken acıkıyoruz ve döner erkmek ile ayran alıyoruz. Dönerler berbat. Büyük ihtimalle dükkandaki farelerden yapılmış. Ben daha fazla dayanamıyorum ve dönerleri çıkarıp sadece ekmeği yiyorum. Volkan ise çıkardığım dönerleri kendi ekmeğine koyuyor. Tatmin olması gerçekten zor. Bunu ona söylüyorum. "Ne aç gözlü bi herifsin sen ya" diyorum. Ağzından düşen döner parçalarıyla birlikte konuşuyor ve "Hadi lan ordan karnım aç işte" diyor. Bir şey demeyip kınayan gözlerle bakıyorum. Bana açgözlü olarak bakıyor. İkimizin de yemekleri bitmiş Yürümeye devam ediyoruz. Volkan dayanamayıp "Ne yaptın?" diye soruyor. Anlamamazlıktan geliyorum. "İkisini öldürdüm, biri kaçtı" diyorum. Hafiften alnındaki damar belirginleşiyor ve "Salak salak konuşma ne yaptın söyledin mi" diyor. "Hayır" diyorum. Sessizlik tekrar ortaya çıkıyor ve biz yürümeye devam ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Volkan yolda bulduğu taşları topluyor. "Salak mısın bıraksana taşları" diyorum, "Benim koleksiyonum bu" diyor. "Merak etme hiçbi kız taş koleksiyonunu görmek için eve gelmez" diyorum. Damarına bastığım için Volkan bana kızıyor ama bir şey demiyor. Pasif agresif tavırlar sergiliyor. Hala yürüyoruz. Volkan'ın pasif agresif tavırları son buluyor ve üstüme gelmeye başlıyor. "Niye söylemiyorsun" diye soruyor. "Gerek yok" diyorum. "Korkaksın" diye aşağılıyor. "Seni ilgilendirmez" diye rest çekiyorum ama Volkan yetinmiyor ve üstüme daha fazla geliyor. "Senden iyice sıkılacak" diyor, ona hak veriyorum. Ama bunu belli etmeyip hiç bir şey söylemiyorum. "Direk söyleme önce biraz konuş normal olarak" diyor, bi şey söylemiyorum. "Gerçi sen bunu yapamazsın, seni 8 yıldır tanıyorum ve aptalın tekisin" diyor. Tip tip bakıyorum. Bu sefer ben pasif agresif tavırlar sergiliyorum. Volkan benim pasif agresif tavırlarımdan güç aldıkça alıyor, sürekli üstüme geliyor. "Birini sevdiğinde böyle yapıyosun sürekli. Ne gerizekalı bi adamsın sen ya" diyor ve taşlardan birini bana fırlatıyor. Taş ayağıma geliyor. Ayağım acıyor. Bağırıyorum. Geçmiyor, küfür ediyorum, yine geçmiyor Tanrı'ya yalvarıyorum. Yine geçmiyor. En sonunda taşı alıp Volkan'a atıyorum. Ayağımın acısı geçiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konunun kapanmasından mutlu oluyorum. Volkan bunu anlıyor. Mutlu olmamı istemediği için konuyu tekrar açıyor. "Hödüksün olm sen" diyor, "En ince ayrıntısına kadar kızın her bokunu biliyorsun ama nanaysın" diyor. "Kes lan" diyip anasına küfrediyorum. Sinirleniyor. Küfür etmeyip daha da üstüme geliyor. "Ahaha acıyorum sana tek taraflı aşk tam sana göre" diyor. O sırada karşımıza Burçak çıkıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burçak, Volkan'ın eski sevgilisiydi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Direk selam veriyor bize. Hal hatır sorup konuşuyoruz. Az önce üstüme üstüme gelen Volkan pısırık bir hale bürünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burçak, Volkan'ın en güzel sevgilisiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burçak'la ayaküstü konuşmamamız gerektiğini söylüyor ve bir kafeye girmemizi öneriyorum. Volkan isteksiz gözleriyle "Niye böyle bi şey söyledin" diyor. Hiç takmıyorum onu ve en sonunda kafeye giriyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burçak, Volkan'ın en çok sevdiği sevgilisiydi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burçak konuşuyor, biz dinliyoruz. Sevgilisinden bahsediyor. Beni ilgilendirmiyor, Volkan üzüle üzüle dinliyor. Burçak'la sevgilisi çok uzun süredir birlikteler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burçak, Volkan'ın en çok kıskandığı sevgilisiydi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıkılıyoruz, ama o konuşmaya devam ediyor. "Hiç arkadaşı yok mu lan bunun" diye düşünüyorum. Dinlemeye devam ediyorum. Anlattıkları mantıksız geliyor. Akşam eve gidince ne yiyeceğimi düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burçak, Volkan'ın en gerizekalı sevgilisiydi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam bunu aldatmış, sonra uzun süre yalvarmış. Burçak onu seviyor. Bu yüzden ona geri dönmüş. Ama hala tam olarak mutlu değillermiş. Neden kendisini aldatan birine geri döndüğünü merak ediyorum. Anlatmaya devam ediyor. Çocuğu ailesiyle bile tanıştırmış. Ne gereği var diye düşünüyorum. Hala konuşuyor. Nefes almadan 15 dakika boyunca konuşuyor neredeyse. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burçak, Volkan'ın en çok konuşan sevgilisiydi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok yorulmuş olacak ki artık susuyor. Biz diyecek birşey bulamıyoruz. Hesabı ödeyip vedalaşıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Volkan'la yürümeye devam ediyoruz. Volkan'ın suratı iyice düşmüş."Üzülme lan" diyorum, "Ne üzülücem ya" diye inkar ediyor. "İnkar etme" diyorum, "İnkar etmiyorum" diyor. "Şimdi de inkar ettiğini inkar ediyorsun" diye üstüne gidiyorum. Küfür ediyor. İntikam almanın verdiği muhteşem hazzı yaşıyorum. Yürümeye devam ediyoruz. İkimiz de bitiğiz. Uzun süredir yürüyoruz ve yorgunluktan ölüyoruz. En sonunda tekrar bi yere giriyoruz. Tekrar yemek alıyoruz. Oturuyoruz. Konuşmuyoruz. Sadece yiyoruz. Yemeklerimiz bitiyor. Hala oturuyoruz. En sonunda yanımıza bir kız geliyor. Volkan'ı beğenen bi arkadaşı olduğunu söylüyor. Volkan bana bakıyor, gülüyor. Ben de gülüyorum. Kızın cesaretine hayran kalıyoruz. Volkan kızla tanışıyor, konuşmaya başlıyorlar. Ben yalnız kalıyorum. Volkan için sevinip hesabı ona yaslıyorum. Eve doğru yürümeye başlıyorum. En sonunda eve varıyorum ve yalnız başıma kitap okuyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5165993630794097272-4971187414135647451?l=reincarnationofthewickerman.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://reincarnationofthewickerman.blogspot.com/feeds/4971187414135647451/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5165993630794097272&amp;postID=4971187414135647451&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5165993630794097272/posts/default/4971187414135647451'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5165993630794097272/posts/default/4971187414135647451'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://reincarnationofthewickerman.blogspot.com/2010/04/yuruyuslu-bir-gun.html' title='Yürüyüşlü bir gün'/><author><name>unpatriotic bastard</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03150743415490472874</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5165993630794097272.post-813235189088754152</id><published>2010-04-01T20:01:00.001+03:00</published><updated>2010-04-01T20:05:25.553+03:00</updated><title type='text'>Ben olmak kötü bir şey</title><content type='html'>Uzun zaman sonra kendimi kendim gibi hissediyordum. Toplumun üzerimde kurduğu baskılardan arınmış, kabul görme korkusu olmadan tamamen kendimdim. Rol yok, maskeler yok, saf ve temiz unpatriotic bastard... Yerde uzanmış bir şekilde, yanımda bitmiş 2.5 litre kola şişesi, büyük boy pizza kutusu, ve yine bitmiş en büyük boy doritos taco ve göbeğimde her zamankinden büyük fazlalık... İşte tamamiyle ben. Obur, açgözlü, hiçbir işe yaramayan, kimse tarafından sevilmeyen, gereksiz bir kişilik. Mutluluğun tanımı. Sorumsuzluğun verdiği hazzı derinden hissediyordum. Gerçekten o haz duygusundan mı yoksa yiyip içtiğim sağlıksız şeylerden mi bilmiyorum ama "ıııhhh", "ahhhh" gibi orgazmik sesler çıkartıyordum. Ve yine emin olamadığım bir sebepten yanımızda oturan insanların duvara vuruşlarını dinliyordum. Bir süre böyle devam ettim. Aslında bir noktadan sonra ayağa kalkıp hayatıma devam etmeyi düşünüyordum ama bunu yapabilmeyi epey erteledim çünkü kendimde o gücü bulamıyordum. Nihayet yarım saat sonra ayağa kalktım ve mutfağa yöneldim. Buzluktaki dondurmamı çıkardım ve keyifle yedim. Ne büyük bir zevkti... Sonunda tekrar toplumda üstlendiğim role büründüm ve spor yaptım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaklaşık 10 dakikalık spor beni çok yormuştu. Hemen yatağıma girip bir iki saat kestirdim. Uyandım, 10 dakika daha spor yaptım, tekrar yoruldum. Yorgunluğumu alması için bu sefer duşa girdim. Uzun süre duşta vakit geçirdikten sonra bilgisayarımın başına oturdum. Kişiliğimin asosyal tarafının etkin olduğu günlerdendi. O yüzden bilgisayar başındayken zevk alıyordum. Msn'de kimse yoktu, facebook'a girdim. Arkadaşım Meltem'in eski bir fotoğrafını gördüm. Baktım, güzeldi. Yorumları okumaya başladım. Toplam 6 yorum vardı ve hepsi de Meltem'indi. Birinde "Ahah sağol" diyordu, birinde "Ben de seni özledim" diyordu, bir başkasında "Buluşalım tabi" diyordu. Çok şaşırdım. "AMAN TANRIM! MELTEM ŞİZOFRENMİŞ" tepkisini yapıştırdım direk. Gerçekten inanamıyordum. Üzüldüm. Meltem iyi bir kızdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O sırada msn'de Onur çevrimiçi oldu. Hemen öğrendiğim yeni haberi ona aktardım. Meltem'in şizofren olması onu da şaşırtmıştı anlaşılan. "Ne diyon amk sen" dedi, "Olm şizo şizo anlasana" dedim. "Ne alaka lan" diye sordu merakla. Anlattım. Her şeyi en ince ayrıntısıyla anlattım Onur'a. Sonunda "Olm o fotoğrafı biliyorum ben. Ona yorumları ben yapmıştım. Sonra hesabı kapattım o yüzden yorumlarda gitmiştir" dedi. Garipsedim. Olamazdı. Meltem şizofrendi. Sonra şok etkisi geçti ve bunun mantıklı olduğuna kanaat getirdim. Kendime güldüm. Onur'da bana güldü. Ben kendime gülerken sorun olmamıştı ama Onur'un bana gülmesi sinirimi bozmuştu. Hemen engelledim. Sonra gönlüm el vermedi. Kaldırdım engelini, küfrettim ve çevrimdışı oldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O günkü bütün gizemler çözülmüştü işte. İçimde bir rahatlık oluştu. Tam o rahatlık içinde yatağıma uzanmışken telefonuma mesaj geldi. Baktım. Dışarı çağırıyorlardı. "Hah"ladım. Toplum içine çıkıp rol yapmayacaktım. Geğirdim ve duvarlara vurmaya başladım. Komşularımla uyumlu bir şekilde vuruştuk. Ortaya güzel bir müzik çıktı. Sonra komşuma küfrettim ve duymamasını ümit ettim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5165993630794097272-813235189088754152?l=reincarnationofthewickerman.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://reincarnationofthewickerman.blogspot.com/feeds/813235189088754152/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5165993630794097272&amp;postID=813235189088754152&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5165993630794097272/posts/default/813235189088754152'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5165993630794097272/posts/default/813235189088754152'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://reincarnationofthewickerman.blogspot.com/2010/04/ben-olmak-kotu-bir-sey.html' title='Ben olmak kötü bir şey'/><author><name>unpatriotic bastard</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03150743415490472874</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5165993630794097272.post-9072918905675951429</id><published>2010-03-24T17:49:00.001+02:00</published><updated>2010-03-24T17:53:18.074+02:00</updated><title type='text'>Eski günlerin düşündürdükleri</title><content type='html'>Hüzünlü ve yorgun bir geceydi. Pencereden dışarı baktım. Havada resmen keder vardı. Depresyona iten garip bir atmosfer. O atmosferden etkilenerek şiir yazmaya karar verdim. Kağıt kalem alıp masaya oturdum ama yazmayı başaramadım. Ortaya garip üç beş kelime çıktı. Hemen pes ettim tabi. Gidip bilgisayarımı açtım. Şiir yazmayı başaramamış şairane kişiliğimi tatmin etmek için de kahve içiyordum. Çok sıkılmıştım. Oyalanacak bir şeyler aradım. Aklıma facebook'tan eski sevgililerimin hayatlarına bakmak geldi. Kimisi beni silmişti, kimisi hiç dokunmamıştı. Hepsinin yanlarında yeni sevgilileriyle çekilmiş fotoğraflarıyla, ilişki durumlarının "ilişkisi var" olması beni garip duygulara yönlendirdi. Kimisi için üzüldüm, kimisi için hiçbir şey hissetmedim. Eski anılarım aklıma geldi. Hoş anılardı. Sonra niye benle çıktıklarını düşündüm. Ne salaklardı lan onlar. Yakışıklı değildim, komik değildim, yırtıcı, atılgan, serseri bir kişiliğim yoktu, kendi halinde, öküz gibi biriydim. "Benle çıkan biri için niye üzüleyim ki" diye düşündüm. Haklıydım da. Sonra onlarla ilgili olan hüznüm gitti. Onun yerine odun gibi kalmamın verdiği hüzün geldi. Sonra o da geçti. Garipti. Hüzünlenip hüzünlenip normale dönüyordum. "Hmm" dedim ve kahvemden bir yudum almak için bardağıma yöneldim.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kahve içmek için bardağıma yönelmiştim ama içmeyi başaramadım. Bardağı, ağzımı ıskalayıp çeneme götürdüm, sonrasında ise fiziksel kanunlar yüzünden kahve üzerime döküldü. Sinirlendim, sonra da salaklığıma güldüm. En sonunda ise monitörde duran eski sevgilime "Al işte gerizekalı. Sen böyle biriyle bi ilişki yaşadın. Aferin" diye bağırdım. Tepki vermedi. Çok doğaldı çünkü o canlı değildi. Bilgisayarla konuştuğumu fark ettim. Benim için bir değişiklik zamanıydı. Yeni biriyle tanışıp çılgınlar gibi, deliler gibi, unutulmayacak efsane bir ilişki yaşayacaktım. Fikir çok basit ve sadeydi ama benim kişiliğime hiç uygun değildi. Yine de sınırları zorlamam gerekiyordu. Bunun için Sercan'ı ekürim olarak belirleyip sosyal ortamlara gittik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlarda çok heyecanlıydım ama sonrasında heyecanım geçmişti. Çünkü bu gece biriyle tanışamayacağımı anlamıştım. Oturup gelen geçeni kestim ben de. Çok iyi ve istikrarlı şekillerde kesebilirdim. 2 yıldır kestiğim kızı düşündüm. Hüzünlendim. Sonra içimden "Kesiyorum kesiyorum bıçağım köreldi be" diyerek kendimi neşelendirmeye çalıştım. Olmadı. Daha da kötüleştim. O espriyle ne neşelenmesi bekliyorsam artık... Yanımda duran Sercan'la konuşmaya başladım. Biz böyle konuşa konuşa oturup sosyal bi görüntü oluşturduğumuzdan olsa gerek hiçbir şey olmadı. "Eğer konuşmak yerine kavga etseydik bi şey olurdu" diye düşündüm. Herşey çok mantıksızdı. Ordan kaçıp evime döndüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar bilgisayarımı açtım. Yine yapacak bir şey yoktu. Kendimi meşgul etmem gerekiyordu. "Bu sefer eski sevgililerimin yeni sevgililerinin hayatlarına bakayım" diye içimden geçirdim. Çok karmaşık bir cümle kurduğumdan olacak ki hiçbir şey anlamadım. Sonra cümleyi "Bu sefer eski sevgililerimin şu anki sevgililerini inceleyim" diye basite indirgedim ve her şeyi anladım. Bu düşüncemi pratiğe döktüm. Çoğu mükemmele yakın gibi duruyordu. Sonra " Cidden bu kızlar bende ne buldular lan" diye düşündüm, cevap bulamadım. Geğirdim ve kendimden iğrendim. İşte ben böyleydim. Bütün kötü özellikler bendeydi. Yine hüzünlendim. Hüzünlü bi yazı yazmaya çalıştım. Olmadı, ortaya bu çıktı. Sonra gittim kahve içip televizyon izledim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5165993630794097272-9072918905675951429?l=reincarnationofthewickerman.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://reincarnationofthewickerman.blogspot.com/feeds/9072918905675951429/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5165993630794097272&amp;postID=9072918905675951429&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5165993630794097272/posts/default/9072918905675951429'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5165993630794097272/posts/default/9072918905675951429'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://reincarnationofthewickerman.blogspot.com/2010/03/eski-gunlerin-dusundurdukleri.html' title='Eski günlerin düşündürdükleri'/><author><name>unpatriotic bastard</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03150743415490472874</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5165993630794097272.post-6583234601802410490</id><published>2010-02-21T20:01:00.001+02:00</published><updated>2010-02-21T20:06:13.589+02:00</updated><title type='text'>Üç kişi bir olay</title><content type='html'>Kapıdan içeriye sessiz sakin girdi. Bir süre garip bir şekilde baktıktan sonra da gülerek çekti gitti. Başlarda anlam veremedim ama sonradan beni ezmemesi için anlamış numarası yaptım. Ama aslında anlamamıştım tabi. Bu sefer ben onun yanına gittim. Sessizce karşısına oturdum "Ne yapmaya çalışıyorsun sen?" diyerek aklımdaki sorulara bi cevap aradım. Baktı bana. Ben de ona baktım. Biz bir süre böyle bakıştıktan sonra içeriye Burak girdi. O da bizden etkilenmiş olacak ki sessizce bir köşeye oturdu ve bize bakmaya başladı. Sırayla birbirimize baktık. Ben önce Burak'a, sonra Onur'a baktım. Sonra zekamdan şüphe ettiğim için de kendime baktım ama yine de bozuntuya vermemeye çalıştım. Uzunca bir zaman birbirimize böyle anlamsız bir şekilde baktık. Sonra ben dudağımı yamultup gözlerimi açarak baktım ve aptal gibi göründüm. Ardından da Burak gözlerini şaşı yapıp, dudaklarını yok ederek baktı ve gerizekalı gibi göründü. Ama Onur hiç istifini bozmadan anlamsız bir şekilde bakmaya devam etti. Onur'un moralinin bozuk olabileceği fikrine kapılarak "Neyin var abi senin" diye endişeli bir soru sordum. Bir süre sessiz kaldı ama sonradan sıkılmış olacak ki "Abi aşka olan inancımı kaybettim" diyerek derdini bize anlatmaya başladı. Burak "Ben hiç inanmamıştım zaten" diyerek Onur'a destek çıktı ama ben "Abi vardır arayalım soralım" diyerek inançlı kişiliğimi gözler önüne serdim. Bu inançlı kişiliğim Onur'un sinirlerini daha da bozmuş olacak ki çok sert bir şekilde konuşmaya başladı. Çok konuştuğu için bizi direk etkisi altına almış, ortamın bir numarası haline gelmişti. Bu devirde sevmemen gerektiğini, sevgi aşk gibi şeylerin olmadığını, 4S diye bir şeyin gerçekten var olduğunu anlattı. "Abi ne diyorsun sen çok büyük aşklar da var" diyerek görüşlerimi savunmaya çalıştım, kendi çevremizden örnekler vererek de anlatımımı güçlendirdim. Ama buna rağmen Onur'un fikrini değiştiremedim. Bir süre sonra iyice sinirlendik ve cümlelerimiz sadece "Var lan", "Yok lan" haline geldi. Sonra sıkılıp kendi odama döndüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok uykusuzdum. Moralim de bozuktu ve depresyona girmeme çok az kalmıştı. Yetmezmiş gibi de terliğimi bulamıyordum. Terliğimi bulmak amacıyla unpatriotic bastard'ın odasına gittim. Sessiz bir şekilde oturuyordu. Tam "Terliğimi gördün mü læ" diye soracaktım ki pijamasındaki deliği farkettim. Ne diyeceğimi unutarak kahkahalarla kendi odama döndüm. Terliğimi arama çalışmaları sonuç vermeyince yatağıma uzandım. Ben uzanmış bir şekilde düşüncelerle boğuşurken unpatriotic bastard içeriye girdi, karşıma oturdu ve neden olduğunu anlamadığım bir şekilde "Ne yapmaya çalışıyorsun sen?" diye saçma bir soru sordu. Neden böyle bir şey sorduğunu anlamadığım için geriye doğru bakıp ona neler yaptığımı düşündüm. Hiç bir kötülük yapmamıştım. Uzun bir süre düşünmüş olacağım ki ne düşündüğümü unuttum. Bu yüzden de soruya cevap veremedim. Sonra içeriye Burak girdi. Sessizce bir köşeye oturdu ve bize bakmaya başladı. Herkes birbirine bakıyordu. Hiçbir anlam veremedim. Derken unpatriotic bastard kendine baktı. "Acaba pijamasındaki deliği mi farketti" diye düşündüm ama tam olarak anlayamadım. Sonradan garip bir surat ifadesine büründü. Burak'da ondan etkilenmiş olacak ki daha da garip bir surat ifadesine büründü. Tam "Kimlerle arkadaşlık ediyorum ben ya" diye pişmanlığa düşmüştüm ki "Neyin var abi senin" diye bir soruyla karşılaştım. Moralim bozuk olduğu için konuşmak bana iyi gelecekti. "Abi aşka olan inancımı kaybettim" diyerek derdimi anlatmaya başladım. Burak'da hemen benim safıma atlamıştı. Onunla her yönden anlaştığımızı, çok yakın bir dostum olduğunu düşündüm. Sonra vazgeçtim "Kesin bir şey isteyecek" kanısına vardım. unpatriotic bastard Burak'ın aksine "Abi vardır arayalım soralım" dedi. Galiba espri yapmıştı. Bu kadar da kötü espri olmaması gerektiğini düşündüğüm için sinirlendim ama yine de görüşlerimi anlatmaya devam ettim. Bir süre sonra unpatriotic bastard çok güzel örnekler verdi. Ama ben kendime yediremediğim için olayı "Var lan", "Yok lan" a çektim. Sonra sıkılıp odasına döndü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lanet olsun yine akşamdan kalmaydım ve başım çok kötü ağrıyordu. Diğer odalardan ise kahkaha sesleri geliyordu ve başımı çok daha kötü ağrıtıyordu. Sinirlenmiştim. Bu yüzden onları uyarma amacıyla Onur'un odasına gittim. Onur yatağına uzanmıştı karşısında ise unpatritic bastard vardı. Bakışıyorlardı. Kıskandım. Bütün ilginin odak noktası ben olmalıydım. Bu yüzden ben de bir köşeye geçip bakmaya başladım. Sırayla hepsine bakarak ilgiyi üzerimde toplamaya çalışıyordum. Ara sıra bana bakıyorlardı ama sonra da bakışlarını kaçırıyorlardı. Bir süre sonra unpatriotic bastard kendine baktı. Narsist herif kendini ne kadar da çok beğeniyor, değer veriyordu. Uzun bir süre bu akış devam etti. Unpatriotic bastard bu akıştan çok sıkılmış olacaktı ki suratını garip bir hale getirerek yine bütün ilgiyi kendisinde topladı. Şerefsiz herif bunu nasıl başarıyordu. Artık iyice gaza gelmiştim. Başımın ağrısını unutup bürünebileceğim en kötü surat ifadesine büründüm. Onur bize baktı. Lanet olsun çok cool biriydi o da. Sonra unpatriotic bastard Onur'a "Neyin var abi senin" diye bir soru yöneltti. Onur bir süre sükunetini koruduktan sonra "Abi aşka olan inancımı kaybettim" diyerek derdini bize anlatmaya başladı. Akşama sevgilimin yanına gitmeliydim ama param yoktu. Bu yüzden birinden borç istemeliydim. Eğer Onur'un suyuna gidersem bana borç para verir diye düşünerek "Ben hiç inanmamıştım zaten" dedim. Hiç bir olumlu tepki alamadım. Lanet olsun başım yine çok ağrımaya başlamıştı. Ağrı kesici almak amacıyla odadan çıktım. Çıkarken de kapıyı çarptım ama kimse farkına varmadı. İyice ezik ve unutulan biri olmuştum aralarında. Üzüldüm. Kimse beni takmıyordu. Bir süre kendi odamda takıldıktan sonra borç para istemek için Onur'un yanına gittim. Vermedi. Hüzne boğuldum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5165993630794097272-6583234601802410490?l=reincarnationofthewickerman.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://reincarnationofthewickerman.blogspot.com/feeds/6583234601802410490/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5165993630794097272&amp;postID=6583234601802410490&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5165993630794097272/posts/default/6583234601802410490'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5165993630794097272/posts/default/6583234601802410490'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://reincarnationofthewickerman.blogspot.com/2010/02/uc-kisi-bir-olay.html' title='Üç kişi bir olay'/><author><name>unpatriotic bastard</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03150743415490472874</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5165993630794097272.post-286584866942379091</id><published>2010-02-14T21:47:00.002+02:00</published><updated>2010-02-14T22:14:41.597+02:00</updated><title type='text'>Herkes aynı</title><content type='html'>Gerçekten neden olduğunu bilmediğim bir açgözlülükle doğmuşum ben. Çocukluktan beri karşıma çıkan her imkanı sonuna kadar sömürüp cılkını çıkarmayı kendime amaç edinmişimdir. Evde ne zaman damak tadıma uygun bir yemek yapılsa arkamdaki insanları düşünmeden "En çok yiyen ben olmalıyım" mantığıyla hareket etmiş, doysam bile mide spazmı riskini göze alarak yemeye devam etmişimdir. Hatta sırf bu yüzden çeşitli meslek dallarına her zaman bir önyargıyla, bir acımayla bakmışımdır. Ne zaman bir dönerci görsem "Ben hayatta yapamazdım bu işi, sürekli döner yerdim" diyerek histerik bir yaklaşımda bulunurdum onlara. Ya da ne zaman okul kantinine gitsek "Düşünsenize bütün gün burdasınız, sürekli yerdim burdakileri" gibi laflarla açgözlülüğümü vurgulamışımdır utanmadan. Hem açgözlü hem utanmaz doğmuşum işte. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem açgözlü hem utanmaz biri olan ben hayatımın en büyük hatasını yapmak üzereydim. Bir elimde nerden geldiğini hatırlamadığım sarı bir şemsiye tutarken diğer elimi de yumruk haline getirip üfleyerek ısıtmaya çalışıyor, kıpır kıpır hareketlerle de garip bir dans görüntüsü oluşturuyordum. Aslında dans da etmiyordum, zaten yeterince içmediğim sürece de etmezdim, sadece kendimi ısıtmaya çalışıyordum ama içinde bulunduğumuz durumun ciddiyetini düşündüğümüzde gerçekten saçma ve küçük düşürücü bir vaziyette beliriyordum. Tam önümde bir sürü ateşli delikanlı kavgadan önce tatlı tatlı konuşuyorlardı. Bu hale nasıl geldiğimi düşündüm. "Ben burda olmak istemiyorum" diye kendime kızdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında her şey çok standart başlamıştı. Çevrede gördüğümüz sosyal gençlerin yaptığı gibi biz de sonunda dışarı çıkıp eğlenmeye karar vermiştik. Biz 4 kişi birbirimizin kopyası olduğumuz, hatta birbirimize ayna görevi gördüğümüz için kendi kendime takılıyormuş gibi hissediyordum. Bu adamların çevresinde takılmaktan utandığım halde yine de onlardan kopamıyordum. Birimiz bir cümleye başladığında mümkün değil bitiremezdi, çünkü karşıdaki hemen cümlenin sonunu kendi tamamlayarak "Bak sen demeden dediğini anlıyorum. Çok zekiyim" mesajını vermeye çalışırdı. Utanmaz herif bunu nasıl da rahatlıkla yapardı. "Bırakayım da söylesin, içinde patlamasın" diye düşünmez, sadece kendi egosunu tatmin ederdi. İşin kötüsü de ben de böyle olduğum için onlara baktığımda kendimden nefret etme sürecim daha da dayanılmaz bir hale geliyordu. İşte bu yüzdendir ki kısa bir süre sonra aramızdaki muhabbet çekilmez hale geliyordu. Biz yine aslında sefil bir durumda olduğumuz halde eğleniyormuş gibi yapıyorduk ki eğlenmediğimizi farkettim. "Eğleniyo musunuz lan" diye sorarak eğlenmediğimiz, sadece eğlenmiş gibi yaptığımız hususunda bana destek çıkmalarını bekledim. Beklediğim gibi de oldu. Aynı anda "Hayır" diyerek kısa ve öz bir şekilde dertlerime ortak oldular. Ben tam bana destek çıktıkları için gazı almış, "Beyler görmüyor musunuz hepimiz aynı olup çıktık. Sürünüyoruz buralarda. Çevrenize bakın insanlar gerçekten eğleniyor, mutlular. Biz niye böyle olamıyoruz? Biz de böyle olalım, sosyal çevremize bi derinlik, bi yenilik katalım, yeni insanlar tanıyalım" minvalinde etkileyici bir konuşmayı planlamış, söze nerden başlamam gerektiğini düşünürken yanımıza altı tane genç, kendinden emin ama bir o kadar da gereksiz şahsiyetler geldi ve "Bir sorun mu var. Varsa dışarı çıkalım" dediler. Aslında abarttım onlar da dört kişiydiler ve içlerinden sadece biri konuşmayı yapmıştı. Neyse.. Biz de büyük bir cesaretle bu tekliflerini kabul ettik ve dışarı çıktık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte ben tam o noktada geçmişimin muhasebesini yapıp hayatımın daha ne kadar saçma yönlere gidebileceği yönünde çeşitli hesaplamalara girişmişken bir yandan da bizimkilere destek çıkıyordum. Destek çıkıyordum dediğime de bakmayın tamamen bir yalan. Bütün konuşmayı onlar yapıyordu. İşin aslı sıkılmıştım ve çevreme bakarak en kullanışlı ekipmanlarla karşı tarafa zarar vermeye karar vermiştim. "İhtiyacın olduğunda çevrende bir tane bile mi cinayet aleti bulamazsın ya" diye isyan ederken elimde duran şemsiyeyi farkettim. Hiç çekinmeden karşı taraftan birinin suratına yapıştırıverdim şemsiyeyi. Aklımdan geçen "Tamam zaten biz birbirimizin aynıyız, onlar da benim bu şemsiyeyi şimdi bu çocuğun kafasına geçireceğimi biliyorlardır" düşüncesinin de verdiği özgüvenle gayet spontane bir uygulamada bulunmuştum. Ama işin acı tarafı yanılmışım. Kimse benim şemsiyeyle o çocuğa vuracağımı beklemiyormuş. Hatta ben de beklemiyormuşum ki vurduktan sonra kalakaldım. Kalakaldığım için de dayak yedim. Ben kalakaldığım için dayak yerken bizimkilerde kalakalmıştı o yüzden beni kurtaramamışlardı ama onlar dayak yememişti. Kavgadan zararlı çıkan taraf ben olmuştum. En sonunda elemanlar beni bir güzel dövüp çevreden uzaklaşmışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kavgadan sonra olayın üzerinde muhabbetler başlamış, taktiksel hatalardan, konuşmalarda yapılan yanlışlardan, nerde neyi yapmamız gerektiğinden bahsetmeye, "Abi orda öyle yapmayacaktın", "Orda öyle söylemeyecektin" tarzında azarlamalara başladık. İçimizde dayak yiyen bir tek ben olduğum için genelde bana bir acıma havasında bakıyorlardı ama yine de hesap sormaktan da kaçınmıyorlardı. "Abi niye vurdun ki hemen. Belki kavga etmezdik" diye bok atmaya başladı Mert. "Olm ben ne bileyim. Biz birbirimizin aynısıyız diye düşündüm ben. Hem zaten zihinsel telepati kurmuştuk. -Şemsiyeyle dalıyorum şimdi- demiştim sana, sen de -tamam dal, hemen biz de girelim- demiştin. Noldu unuttun mu bunları?" diye gözleri yaşlı ama deli dolu bir savunmada bulundum. Ne olduğunu anlamadan, sessizce bana baktılar. Ben yine telepati yoluyla iletişim kurduğumuzu zannedip "Aha abi işte böyle telepati" diye konuşmaya başlayacakken "Ne zırvalıyon olm sen" diye gülmeye başladı ibneler. "Abi aynıyız ayna görevi falan" diye mırıldandım ve bir süre sonra da sesimi yükselterek meramımı anlattım. Meğer hepsi benim yanlış anlamammış. Biz aslında çok farklı insanlarmışız da, hepsinin kendine ait bir sosyal çevresi-arkadaş grubu falan varmış da, ama yine de birlikte takılmaktan hoşlanıyorlamış da bunlar gibi bir sürü şeyler anlattılar bana. Ben hiçbirini anlamadım. Aslında anlamıştım ama kabul etmek istememiştim. Yüzümde beliren ezik ifadeyle sessizliğe büründüm. Sessizlik içimde patladığı için bir süre sonra vazgeçip "Abi alkolikler gibisiniz. Bi sorununuz var ama kabul etmiyorsunuz." diye çok güzel bir metaforla konuşmaya başladım, "Hepimizin aynı olduğunu biliyorsunuz ama bunu kabul etmek istemiyorsunuz, çünkü korkuyorsunuz" diyerek de savunmamı iyice agresif boyuta taşıdım. Bu noktada "Evet ya galiba haklı" demelerini bekliyordum ama olmadı dostlarım. Az önceki kavga ciddiyetinden kurtulup 'Enseye şaplak göte parmak' moduna geçerek benle bir güzel alay ettiler. Kızaran yüzümü gizlemeye çalıştım, başaramadım. Ortamdan ayrılmamız gerektiğini bildiren kısa cümleler kurdum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortamdan ayrılmış yeni yerlere doğru yürürken bir dönercinin önünden geçtik. "Ya olm ben hayatta çalışamazdım lan burda. Bütün gün yerdim şerefsizim" dedim. "Aynen abi", "Kesinlikle moruk ben de", "Yemekten müşterilere vakit ayıramazdım lan ben de ahuaha" gibi tepkiler aldım. Bu tepkiler ışığında hafif bir "hıh" çektim. Çok güzel bir "hıh" çekmiş olacağım ki markete girmeye karar verdik. Biz markete girersek ne alacağımızın bir önemi olmadan direk içki bölümüne koşarak yaşlı gözlerle içkilere bakarız dostlarım. Yine öyle yaptık. İçkilerin yanına koştuk. Ben yine açgözlülüğümü konuşturarak "Ulan bi de milletin içki koleksiyonu var. Bunlar ben de olsa bir ay dayanmazdı lan" dedim. "Kesinlikle", "Ne 1 ayı lan iki hafta dayanmazdı bana", "İçiceksin abi. Varsa içiceksin ne koleksiyonu" gibi tepkiler aldım. Aldığım tepkileri gözden geçirdim herkesin tepkisi benle aynıydı. "Aynı değiliz he.. Pabucuma anlatın siz onu" diyerek ufka ışıltılı gözlerle baktım. Sonra da "Kanka kasiyere prezervatif şakası yapalım mı" önerisine hoşgörüyle yaklaştım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5165993630794097272-286584866942379091?l=reincarnationofthewickerman.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://reincarnationofthewickerman.blogspot.com/feeds/286584866942379091/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5165993630794097272&amp;postID=286584866942379091&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5165993630794097272/posts/default/286584866942379091'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5165993630794097272/posts/default/286584866942379091'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://reincarnationofthewickerman.blogspot.com/2010/02/herkes-ayn.html' title='Herkes aynı'/><author><name>unpatriotic bastard</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03150743415490472874</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5165993630794097272.post-8128843999287401426</id><published>2010-01-17T20:03:00.000+02:00</published><updated>2010-01-17T20:19:04.700+02:00</updated><title type='text'>Hayatın Anlamı</title><content type='html'>"Abi neden buradayız? Neden yaşıyoruz? Dünyanın anlamı ne? Hiç düşünmüyor musun bu tarz şeyleri? Aklımı sürekli meşgul ediyor bunlar. Bunları bir tek ben mi düşünüyorum ya?! " diye hırçın ve meraklı bir şekilde Altan'la konuşuyordum. Hayatın anlamını merak eden bünyem Altan'ın başını şişiriyordu. Anlamsızca gözlerime bakıp sadece beni dinliyordu. Ben de beni dinlediği için daha da gaza geliyor daha da konuşuyordum. "Neden burdayız abi? Tanrı var mı? Varsa neden bu kadar korkunç şeylerle tehdit ediyor bizi? Ya yoksa, ya öldükten sonra yok olacaksak? Düşünsene abi yok oluyosun bitiyosun... Ne korkunç bi şey lan bu! İçimi nasıl rahatlatırım ben? - unpatriotic bastardcım bunları düşünürsen hiç bir yere varamazsın. En iyisi hiç düşünmemek- dersen gerçekten ayıp edersin. Bi yol göster bana" diye üsteliyordum. Altan ise hala bir şey diyemiyor, başını sağa sola çekip sessiz bir şekilde üfleyip püflüyordu. Ama o kadar saldırgandım ki Altan'ın üflemesini hiç takmıyor bakışlarımı daha da sertleştiriyordum. En sonunda Altan "Ya olm duydun mu Nazan'ın kimle çıktığını? Neden bütün güzeller hödüklerle çıkıyor ya" dedi. O an üstümden bi kova soğuk su dökmüşler gibi oldum. Dünya'ya neden gediğimizi, varlığımızın açıklamasını gayet felsefi bir biçimde irdeleyen birine verilebilecek en kötü cevabı vermişti Altan. İstemsiz bir şekilde "Tipe bakmazlar olm. Kızlar çeneye bakarlar. Az tipin olduktan sonra ağzın laf yaparsa kızlar kölen olur." dedim. Altan'ı kendi safıma çektim hemen. "Haklısın lan." dedi. "Eee sence neden yaşıyoruz?" diye yeniden sordum. "Geometri görme işi abi. Göremezsen yapamazsın, çalışmaya gerek yok" dedi. "Dalga mı geçiyosun benle ibne herif" dedim sinirli bir şekilde. İç çekerek "Gel yürüyelim lan biraz. Bi kaç bira alıp bi yere otururuz." diyerek kalbimi geri kazandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Altan'a "Tamam lan gel içelim, iyi olur."  dedikten sonra içime cıstık cıstık diye dans eden bir kurt düşmüştü. Platonik aşkı Nazan'ın başka biriyle çıkması onu çok üzüyordu. O an için hayatın anlamından daha da önemli olan, kafamı daha da kurcalayan "Ulan ben olur dedim ama bu adamın iki saat kızlar hakkında konuşmasına değecek mi bizim içmemiz" sorusu Altan'ın suratındaki anlamsız acıyı görmemle cevabını bulmuş, söylediğim şeyden pişman olmuştum. Ama "Arkadaş işte naparsın" diyip kararımdan vazgeçmemiştim. Yaklaşık on dakika yürüdükten sonra karşımıza çıkan Migros'a girip yeterli miktarda biramızı alıp sahile doğru yürümeye başladık. Migros'tan sahile kadar iki insanın varabileceği en samimi noktaya varıp hiç konuşmamıştık. O an Altan'ın içindekileri biriktirdiğini ve ilk birasını bitirdikten sonra kafamı inanınlmaz derecede mikeceğini anlamıştım. Sahile varıp polis denetiminden uzak kuytu bir köşede biralarımızı yudumlamaya başladık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerimizi yukarıya dikip susuyorduk ki Altan aniden "Ulan be. Ne saçma iş şu platonik aşk. Hiç birlikte olamadığın birine karşı bir şeyler hissedip çok üzülüyorsun. Sokayım lan bu işe" diyerek gayet haklı bir serzenişte bulundu. Bunu duyduktan sonra bir an umutlanmıştım ki Altan "Dünya'nın, Güneş'in, yıldızların ve diğer bütün astronomik cisimlerin annesi" kavramını oluşturup o kadınla cinsel ilişkiye girmek istediğini belirten cümleler sarfetti bağırarak. "Abi sen onların annesini yaparsın ama sonra ona da bağlanıp acı çekme." dedim, yetmezmiş gibi "Kıh kıh kıh" diye de güldüm. Altan sert bir şekilde bana baktı. Ben de ona baktım. O yine bana baktı. Sonra ben ona bakmayı bıraktım. O da bana bakmayı bıraktı. Bu bakışmaların devamında "unpatriotic bastard sen benim sinirli yüzümü hiç görmedin.Normalde sakin adamımdır ama sinirlendim mi varyaa" diye tehdit etti. Ben de tırsıp "Haklısın abi. Herkes öyle değil mi zaten" dedim. "Değil" dedi. Ben de "Doğrudur" diyerek suyuna gittim. Omzuma bir tane indirip "S.kerim lan seni" dedi. Tepki vermedim. Biralarımızı bitirip kalktık. O kendi yoluna gitti ben kendi yoluma gittim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Altan'la yollarımızı ayırdıktan sonra hayatın anlamını irdeleyen kişiliğime geri dönüş yaptım. Kendi kendime sorular sorup cevaplayamıyordum. Böylesine eziyeti sadece Coğrafya sözlülerinde çekerdim önceden. Hiç bir soruya cevap veremezdim. Neyse... Sonunda dayanamayıp babamı aradım. "Baba sence hayatın anlamı ne?" diye sordum hal hatır mevzularına girmeden büyük bir görgüsüzlükle. Babamda "Alcohol, sex, drugs, Rock N' Roll" dedi ve telefonu yüzüme kapattı. Nasıl bir ailede yetiştiğimi düşünüp beni diğerlerinden ayıran faktörü anladım. Bunu anlarken çişim geldi. Bi köşede çişimi yapıp eve doğru kıvrak hareketlerle yürüdüm. Geceyi sonlandırdım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5165993630794097272-8128843999287401426?l=reincarnationofthewickerman.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://reincarnationofthewickerman.blogspot.com/feeds/8128843999287401426/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5165993630794097272&amp;postID=8128843999287401426&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5165993630794097272/posts/default/8128843999287401426'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5165993630794097272/posts/default/8128843999287401426'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://reincarnationofthewickerman.blogspot.com/2010/01/hayatn-anlam.html' title='Hayatın Anlamı'/><author><name>unpatriotic bastard</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03150743415490472874</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5165993630794097272.post-3793762878680303870</id><published>2010-01-01T15:02:00.000+02:00</published><updated>2010-01-01T15:04:59.139+02:00</updated><title type='text'>Yeni yıl depresyonu</title><content type='html'>2009 yılının bittiği 2010 yılına adım atığımız o gece... Normalde komik bir şapka ve içkilerle Dünya'nın Güneş etrafındaki bir turunu tamamlamasını deliler gibi kutlardım ama bu sene öyle olmamıştı. Bu sene evde tek başıma, pasif agresif ve ezik kişiliğimle televizyon karşısında içkimi yudumlayarak geçirecektim. Bir kutlama havası değilde daha çok bir depresyon havası hakimdi evime. Stokladığım içkilere baktım. Hepsini boy sırasına göre özenle dizmiştim. O sırada aklıma teptiğim fırsatlar geldi. Keşke Cengiz'le takılsaydım dedim kendi kendime ama iş işten geçmişti artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saatler ilerliyordu. Televizyonda yılbaşı eğlence programları başlamış, en sevilen dizilerin "Yılbaşı Özel" bölümleri bitmişti. Kendi kendime "Niye yılbaşında geç saatlere kadar oturmak farzmış gibi algılanıyor ki" diye sordum. Cevap veremedim. Garip bir kafa sallama hareketiyle şaşkınlığımı dile getirdim. Televizyonda kanalları değiştirmeye devam ediyordum. İçkilerimin ise neredeyse yarısı bitmişti. İyice çakırkeyif olmuş, sarhoş olmaya doğru gidiyordum. O anda, kafamda, aldığım milli piyango biletleri belirdi. Cüzdanımdan çıkarıp 4 adet çeyrek bilete bakışlarımı tek tek attım. Hepsinde ayrı ayrı "Ulan bi para çıksa da hayatımı yaşasam adam gibi" dedim. Hepsinde ayrı ayrı hayallere daldım. Param olacaktı. Etkileyici bir hayal...  "Büyük ikramiye bana çıksa şerefsizim gider 20 ev alır, hepsini kiraya verir, bir daha da çalışmam" dedim. Sonra kişiliğimin marjinal tarafı ortaya çıkıp "Sokarım lan! Gider her gün alemlere akar, parayı çar çur ederim. Kefenin cebi olmayacak nasıl olsa" dedim. Ardından sinirli bir şekilde "S.ktir lan. Parayı 2 ayda bitirip yine aç yaşamaya devam edersin. Ev almak en iyisi." dedim. Peşinden de garip bir pesimistlikle "Ulan 2 ay yaşayacağım nerden belli ki" dedim. Kişilik bölünmesi yaşıyor, kendi kendime kavga ediyordum. Daha da kötüsü buna engel olamıyordum. O an 'ilahi anlatıcı' konumunda bulunan tarafım ise "Ya kavga etmeye başlarsa bunlar! O zaman boku yerim" diye aklından endişeli düşünceler geçiriyordu. Haklıydı da. Ama her şey ürkütücü bir gürültüyle sona ermişti. Ödümü patlatan, o gizemli yüksek sesle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çıkan gürültüyle birlikte "O ses neydi lan?" demem arasında hiç bir zaman farkı olmamıştı. Ama sonradan "Siktir ya cinler mi geldi, ulan içki içtik cezalandırılacam, şeytan mı ki" diye düşündüren gürültünün sadece yere düşen kül tablası olduğunu anlamıştım. "Mnskym" dedim ve yere düşen külleri toplamak için gerekli olan aleti almaya -süpürge lan işte- doğru evin öbür ucuna yolculuğuma başladım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolculuğumda - ne gidiş ne de dönüş- garip bir olay çıkmamıştı. Süpürgeyi başarıyla alıp, süpürme işini 10 üzerinden 8'lik notla başarmıştım. Süpürgeyi yerine bırakmaya üşendiğim için kanepenin yanına bıraktım ve içkilerimi içip, televizyon izlemeye devam ettim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Depresif gecenin sonlarına doğru gelmiştim artık. Televizyonlarda geri sayımlar başlamıştı. Ben de kendi kendime eşlik ettim. "10, 9, 8, 7, 6, 5, 4, 3, 2, 1... Mutlu Yıllarrrr" dedikten sonra kendi kendime güldüm. Sonra Victoria's Secret'ı açıp izlemeye başladım. Çok güzellerdi. "Ulan iyi mi ettim acaba evde kalmakla" diye düşündüm. Sonra bunun züğürt tesellisi olduğunu anladım, gözyaşları içinde sızdım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5165993630794097272-3793762878680303870?l=reincarnationofthewickerman.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://reincarnationofthewickerman.blogspot.com/feeds/3793762878680303870/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5165993630794097272&amp;postID=3793762878680303870&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5165993630794097272/posts/default/3793762878680303870'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5165993630794097272/posts/default/3793762878680303870'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://reincarnationofthewickerman.blogspot.com/2010/01/2009-ylnn-bittigi-2010-ylna-adm-atgmz-o.html' title='Yeni yıl depresyonu'/><author><name>unpatriotic bastard</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03150743415490472874</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5165993630794097272.post-8478573446789214782</id><published>2009-12-28T19:32:00.000+02:00</published><updated>2009-12-28T19:37:19.440+02:00</updated><title type='text'>Yalnız bırakıldım be</title><content type='html'>Değişik bir gündü. En son ne zaman birileriyle dışarı çıktığımı hatırlamıyordum. Bunun için eski dostlarım Hikmet ve Selen'i aramaya karar verdim. Önce Hikmet'i aradım. Kendisiyle muhabbetimiz onu ilkokulda kızlar tuvaletine girmekten kurtarmamla başlamıştı. Kızların elinden tutup almıştım onu. Çok sevinmişti ve yakın bir dostluğumuz başlamıştı. Sürekli birlikte takılırdık. Ama okullarımızın ayrılmasıyla aramıza kara kedi girmişti ve muhabbetimiz sekteye uğramıştı. Bu durumu tersine çevirmenin zamanı gelmişti. Aradım. Ama işler hemen kötüye dönmüştü bile. Çevir sesini işitmeyi beklerken birden Tarkan'ın sesini duymuştum. İnanamamıştım. Hikmet 'Çalarken Dinlet' e abone olmuştu ve Tarkan çalıyordu. Ama umudu kesmeyip telefonu açmasını bekledim. Sonunda "Efendim" sesini duydum. Hikmet'ti. Çünkü onu aramıştım. "Naber Hiko. Napıyosun" dedim. "Hiko ne lan" diye cevap verdi. Hikmet yine eski Hikmet'ti. "Buluşalım, uzun zaman oldu." dedim. "Şimdi aklına geldik demek ki" dedi. Uzun zamandır görüşemeyişimizin suçunu hemen benim üzerime atmıştı adi herif. Ağlamaklı oldum. Ama benim de bir onurum vardı. Hemen telefonu yüzüne kapattım. O an Hikmet'ten bana bir daha hayır gelmeyeceğini anladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikmet'in ters çıkışmasından sonra Selen'e yöneldim. Telefon rehberinden ismini ararken aklıma eski günler gelmişti. Eskiden Selen'le de çok yakındık. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi. Hatta bir keresinde yanımda osurmuştu. O zaman bana ne kadar değer verdiğini ve ne kadar yakınlaştığımızı anlamıştım. Ama kendisinin 'sevgili' olaylarına fazlasıyla yönelmiş olması aramızdaki samimiyeti bozmuştu. Sevgilileri kıskanıyor diye mesajlarıma cevap vermiyor, telefonlarımı açmıyordu. Geçen gün facebook'ta ilişki durumunun 'İlişkisi yok' olduğunu görmemle verdiğim kararı uygulamaya sokuyordum işte. Telefon uzun uzun çaldı ve sonunda biri "Alo" dedi. "Selen naber ben unpatriotic bastard" dedim. "Şu çamaşırlarını topla artık" dedi. Etrafıma baktım. Haklıydı. Bütün çamaşırlarım yerlerdeydi ve dağınık bir görüntü oluşmuştu. Nasıl anladığını düşünürken "Tamam anne bekle biraz" dedi. O zaman 'çamaşırları topla" diyenin annesi olduğunu anlamıştım. Kıkırdayarak güldüm. "Ne gülüyosun" dedi. "Hiç ya.. buluşalım mı bugün müsait misin" dedim. Çığlık attı. Ne olduğunu sordum. Telefonu yüzüme kapattı. Kısa süre üzüldükten sonra bir aile faciasına tanık olduğumu anladım. Bugün de yine boktan geçiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki eski dosttan da hayır gelmemesiyle günün yine evde geçeceğini anlamıştım. Birden evde de olsam eğlenebileceğim fikrine kapıldım. O kadar heyecanla buna inanmıştım ki bunun olma olasılığının sıfır olduğunu gözüm görmüyordu. O yüzden evde değişik aktiviteler aramaya başladım. İşe her sıkılan insanın yaptığı gibi buzdolabını açıp içine boş boş bakmayla başladım. Ve o an aklıma muhteşem bir fikir geldi. Dolaptaki ketcap, mayonez, hardal, zeytin ezmesi, peynir gibi çeşitli gıda maddelerini bir tabakta karıştırıp çöpe atacaktım. Eski günlerden kalma olan içimdeki çocuk resmen dışarı çıkıyordu. Bütün malzemeleri tezgaha koyduktan sonra işe başladım. Hepsini bir tabağa boşaltıp karıştırdım ve planladığım gibi de çöpe attım. Sonra da bir bardak su içip yaşam alanıma çekildim. Yatağıma uzanıp yastıkla yüzümü kapadım. Ölmeye çalıştım. Başaramadım. Uyumaya karar verdim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5165993630794097272-8478573446789214782?l=reincarnationofthewickerman.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://reincarnationofthewickerman.blogspot.com/feeds/8478573446789214782/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5165993630794097272&amp;postID=8478573446789214782&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5165993630794097272/posts/default/8478573446789214782'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5165993630794097272/posts/default/8478573446789214782'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://reincarnationofthewickerman.blogspot.com/2009/12/yalnz-brakldm-be.html' title='Yalnız bırakıldım be'/><author><name>unpatriotic bastard</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03150743415490472874</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5165993630794097272.post-6972296977450897577</id><published>2009-12-27T13:25:00.000+02:00</published><updated>2009-12-27T13:35:37.531+02:00</updated><title type='text'>Üstüme gelmeyin lan</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_8BXI5Gf4mRE/SzdGFBnksRI/AAAAAAAAACA/z9gNag6cDrA/s1600-h/asurevshamamb%C3%B6ce%C4%9Fi.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 151px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_8BXI5Gf4mRE/SzdGFBnksRI/AAAAAAAAACA/z9gNag6cDrA/s400/asurevshamamb%C3%B6ce%C4%9Fi.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5419877728711389458" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıkıcı kişiliğimle başbaşa oturmuş, en yakın arkadaşım olan iç sesimle garip diyaloglar kuruyordum. Evde yiyecek olarak sadece hamamböcekleri vardı. Ama onları da yiyemezdim. Sebebi basitti. Hamamböceği yemek iğrenç bir şeydi çünkü. Ayrıca onlarla aramda garip bir bağ vardı. Bir flashbackle geçmişe doğru yolculuk yaparsak: Bir keresinde mutfakta sekiz çizerek hareket eden bir hamamböceğinin üstüne basmıştım. Çıplak ayağımla bastığım böceği vücudumda hissetmenin iğrençliğine mi yoksa mutfağında böcekler dolaşan iğrenç bir evde yaşamanın mide bulandırıcılığına mı üzülsem bilememiştim. Aklıma Uğur Dündar geldi. Kapıdan girip "Mutfağında böcekler dolaşan iğrenç ev Arena ekranlarında" dedikten sonra mikrofonu bana uzatıp "Bu sorumsuzluğu nasıl açıklıyacaksınız!?? " dediğini düşündüm. O an komik gelmişti. Bunun doğal sonucu olarak gülmüştüm. Saçmaydı ama. - flashback sonu...- O günden sonra hamamböceklerine karşı bi yakınlık hissetmeye başlamıştım. O yüzden onları yiyemezdim. Aç kalma seçeneğimle devam ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıkıntımı gidermenin bir yolunu bulmalıydım. Ama buna kafa patlatamayacak kadar üşengeçtim. O yüzden msn'i açıp mal mal konuşmalara başladım. Her gün konuştuğum kişilerle yine konuşuyordum. Bu bi nebzede olsa sıkıntımı gideriyordu. Ta ki ara ara muhabbet ettiğimiz bir garip kişilik olan arkadaşımın bana "lan unpatriotic bastard 2 yazınıda okudum.amk senin. tam bir umut sarıkaya özentisisin" demesine kadar. O zaman aşık olmuş ama aşkının karşılığını bulamamış depresif bir insanın hissetiği gibi hissettim. Mideme Mike Tyson yumruk atmıştı da yumruğun etkisiyle yere kapanmıştım adeta. Hiç bozuntuya vermeden " ne alakası var lan" dedim. Cevap yazmadı. Bi kaç saniye sonra çevrimdışı olmuştu. "İbne herife bak umut sarıkaya gibi yazıyorum diye engelledi beni" diye düşünmüştüm ki yeniden oturumunu açtı. "net koptu amk" dedi ve ttnet'e küfürler saymaya başladı. İyi olmuştu. Çünkü özentiliğimi konu alan diyaloğumuz bitmişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonrasında düşüncelere daldım. İç sesim bana hiç de iyilik etmiyor, kötü kötü konuşuyordu. Susturmaya çalıştım. Karnıma bir yumruk indirip "Kes lan sesini sinir ediyosun beni" dedim. Hiç bir etki etmemişti. İç sesim susmadığı gibi yumruğu yiyip acıyı çeken de ben olmuştum. Hayat yine yapacağını yapmıştı. Yediğim ve aynı zamanda attığım yumruğun verdiği acıyla yazdığım yazıları tekrar okudum. Arkadaşım haklıydı. İflah olmaz bir Umut Sarıkaya özentisiydim. Ayrıca yazılarım iyi değildi. Moralim bozulmuştu. Ne yapacağımı bilememiştim. Bu bilinmezliğe üzülmüşken kapı çaldı. Gidip açtım. Bi kadın:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Merhaba. Aşure getirdim. Ben üst kat komşunuzum." dedi. Ben de teşekkür edip aşureyi aldım. Artık kafamda başka sorular vardı. Acaba aşure yiyecek kadar acıkmış mıydım? Bunu düşündüm. Aşure yemenin hamamböceği yemekten daha kötü bi seçenek olduğuna karar verdim. "Ne iğrenç bi şey lan bu" diye düşünüp aşureyi mutfağa bıraktım. Tekrar yaşam alanıma geri dönüp yazılarımı düşündüm. Ama aklım kadının "Ben üst kat komşunuzum." demesine takılmıştı. Kadını hayatımda ilk defa görüyordum. "Ne ilginç lan." dedi iç sesim. Haklıydı. Ben de kısa süreli bir gaza gelip "Heyt be.. Nerede o eski bayramlar" diye ekledim. İlk defa iç sesimle anlaşmıştık. Ama o yine yazılarım konusunda bana ağır eleştirilerde bulunuyordu. Bıkmıştım. "Sokarım lan. İstediğim gibi yazarım" diye söylenip, bu yazıyı ele almaya başladım. Her cümlemde Umut Sarıkaya'nın etkileri gözüküyordu. İnadına inadına yazıyordum artık. İç sesimi alt etmiştim sonunda. Benim mutsuzluğumdan faydalanamayacaktı. Zaferin sevinciyle sigaramı yaktım , msn'de durumumu "Dışarıda" olarak değiştirdim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5165993630794097272-6972296977450897577?l=reincarnationofthewickerman.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://reincarnationofthewickerman.blogspot.com/feeds/6972296977450897577/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5165993630794097272&amp;postID=6972296977450897577&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5165993630794097272/posts/default/6972296977450897577'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5165993630794097272/posts/default/6972296977450897577'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://reincarnationofthewickerman.blogspot.com/2009/12/ustume-gelmeyin-lan.html' title='Üstüme gelmeyin lan'/><author><name>unpatriotic bastard</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03150743415490472874</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_8BXI5Gf4mRE/SzdGFBnksRI/AAAAAAAAACA/z9gNag6cDrA/s72-c/asurevshamamb%C3%B6ce%C4%9Fi.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5165993630794097272.post-1987851550391118043</id><published>2009-12-26T17:12:00.000+02:00</published><updated>2009-12-26T17:16:19.340+02:00</updated><title type='text'>Bir gece</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.istanbul.com/Rep/PortalImages/lezzet-haberler-cilekli-votka-binboa-strawberry-212x266.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 212px; height: 266px;" src="http://www.istanbul.com/Rep/PortalImages/lezzet-haberler-cilekli-votka-binboa-strawberry-212x266.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte yine kendimi kötü hissediyordum. Eve gidip uyumaya çalıştım. Başaramadım. Evde kimse yoktu. Uyumama yardımcı olabileceğini düşünerek dolaptaki votkadan kocaman bir yudum aldım. Muhteşemdi. İçimdeki huzursuzluğa bir tokat daha atması için bir yudum daha içtim. Yine muhteşemdi. Ama hala huzursuzdum. Hayatın dertleri yetmezmiş gibi bir de sivrisineklerin saldırısı vardı. Sol kolumun üstündeki üç ısırığı delicesine kaşıdım. Resmen derimi soymuştum. Ama hala kaşınıyordu. Yine kaşıdım. Telefonun çalmasıyla kaşıntı derdim bi süreliğine geçmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Naber unpatriotic bastard" dedi birisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Telefonu yüzüne kapattım. Votkadan bir yudum daha aldım. Cebimden sigaramı çıkardım. Yaktım ve uzun bir nefes çektim. Çok güzeldi. Hayatta bana zevk veren iki şey kalmıştı. Votka ve sigara. Votkadan bir yudum daha aldım. Balkona çıkıp insanları izledim. Bir yerlere yetişmeye çalışıyorlardı. Güldüm. İçeri geçip votkamdan bir yudum daha aldım. Hala uyuyamıyordum. En sonunda uyuyamayacağımı anlayıp dışarı çıkmaya karar verdim. Buz gibi havada yürüyordum. Hiç bilmediğim bir barın önünde durdum. İçeri girdim. Barın içinde bir tur atıp dışarı çıktım. Niye böyle yaptığımı kimse anlamamıştı. Ben de anlamamıştım. Niye böyle yapmıştım? Hayat bilinmezliklerle doluydu. Bunu bir kere daha anladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bardan çıkıp tekrar yürümeye başladım. Caddenin etrafında dolaştım. Sıkıldım. Evime dönüp kendimi oyalayacak bi şeyler bulmam gerektiğini düşündüm. Zaten hep çok düşünürdüm. Eve vardığımda bi sigara yaktım. Kapı çaldı. Gidip açtım. Eski dostum Cengiz'di. "Naber lan göt herif. Gözükmüyosun ne zamandır. Napıyosun ne ediyosun" dedi. Sinirlendim. "Aradında cevap mı vermedik ibnetor" diye düşündüm, "Hiç ya napalım, sürünüyoruz. Sen napıyosun" diye cevap verdim. "Olm haftaya yıl başında parti veriyoruz. Çok fena olacak geliceksin sen de" dedi. Endişelendim. Geçen yıl olan olaylardan sonra bir daha bu dangolozun çevresindekilerle takılamazdım. "Beni yoksay. Evde Victoria's Secret izlicem ben" dedim. Suratını düşürdü. Sanki elinden lolipopunu almıştım. Bunu düşünerek dolaptan bi lolipop aldım ve Cengiz'e uzattım. "Bu ne" diye sordu. "Lolipop" diye cevapladım. "Napayım bunu" dedi. "Sana kalmış" dedim. Sinirlenmişti. Anlam veremedim. "Anlam veremeyen adam" surat ifademe bürünmüştüm ki. "Al bunu götüne sok!! " diyerek lolipopu yüzüme fırlattı ve kapıyı çarparak dışarı çıktı. İçeri davet etmememe içerlendi heralde diye düşünüp bacağımı kaşıdım. Lanet sivrisinekler oraya da bulaşmıştı. Hayat tüm kötülükleriyle üstüme geliyordu. Votkamdan bir yudum daha aldım. Çok güzeldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gecenin bitmesine daha çok vardı. Evde yapacak bir şeyler olmadığını anladım ve tekrardan sokaklara attım kendimi. Yürümek iyi gelecek bana diye düşündüm. Başladım yürümeye. 10 dakika yürüdükten sonra eski sevgilim Nalan'ı gördüm. Ayrıldığımızda çok çekiciydi, hala da öyleydi. Yanıma doğru geldi. "Naber nasılsın" diye sordu. Boş boş baktım. Cevap alamamanın verdiği şaşkınlıkla o da bana boş boş baktı. Boş boş bakışmanın saçmalığını anlayıp "İyiyim sen nasılsın" dedim. Boş boş baktı. Fahişe benden intikam alıyordu. Ben de ona boş boş baktım. Kısa süre sonra "İyiyim" dedikten sonra kıs kıs gülerek uzaklaştı yanımdan. Birden çekiciliği bitmişti gözümde. Birlikteyken de kıs kıs gülerdi. Hiç sevmezdim kıs kıs gülenleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yürümeye devam ettim. Hava buz gibiydi. "Ne yapıyorum ben amk" diye düşündüm. Bu soğukta mal gibi niye yürüyorum ki dedim kendi kendime. Artık eve dönmemin gerektiğini anlamıştım. Eve doğru yürümeye koyuldum bu seferde. Hayat beni yürütmeye kararlıydı. Yetmezmiş gibi boynum kaşınıyordu. Sebebi lanet sivrisineklerdi. Sivrisineklere sövdüm. Hayata sövdüm. Karşıdan geçen Neriman Teyze'ye de sövdüm. Neredeyse 40 yaşına gelmişti ama hala açık saçık giyiniyordu. Hem de bu soğukta. Salak kadın. Görmemezlikten geldim. Sonra eve geldiğimi farkettim. Apartmana doğru hareket ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anahtarımı çevirip içeri girmiştim ki yönetici Semer Amca seslendi. Halimi hatrımı sordu. Kendisini sevmezdim. Durup dururken gülen birisiydi. Onu da görmemezlikten gelip evime girdim. Votkamdan bir yudum daha aldım. Uzandım. Bir yudum daha aldım. Bir yudum daha aldım. Bir yudum daha aldım. Bir yudum daha aldım. Bir yudum daha aldım. Bir yudum daha aldım. Bir yudum daha aldım. Gözümü açtığımda sabah olmuştu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5165993630794097272-1987851550391118043?l=reincarnationofthewickerman.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://reincarnationofthewickerman.blogspot.com/feeds/1987851550391118043/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5165993630794097272&amp;postID=1987851550391118043&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5165993630794097272/posts/default/1987851550391118043'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5165993630794097272/posts/default/1987851550391118043'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://reincarnationofthewickerman.blogspot.com/2009/12/bir-gece.html' title='Bir gece'/><author><name>unpatriotic bastard</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03150743415490472874</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
